Yalan, İftira ve Algı Yönetimi...

Algı, insanları etkileyerek belli bir yöne, sevk etme adına kullanılan bir yöntemdir. Toplum liderleri algıyı daha ziyade kendi konumlarını korumak adına kullanırlar. Menfi anlamda algıyı kullanmanın toplumda meydana getirdiği olumsuzlukları, tahribatı ve mağduriyeti umursamazlar.

Algı yönetimini oluşturanların amacı doğruları çarpıtarak yalan ve iftiralara inanacak bir yandaş kitle oluşturmaktır. Yani yalan ve iftiranın bir nevi sistemleştirilmesidir. Algı üreten merkezler, algı yönetimi konusunu nasıl açıkladıklarını şu şekilde ortaya koyuyorlar. .

Amaç ; toplumları resmi veriler ve öngörüler ile etkileyerek hedefe ulaşmaktır. Algılama yönetimi operasyon güvenliğini, aldatmayı, örtbas etmeyi ve psikolojik etkilemeyi bir araya getirme faaliyetidir."

Günümüze gelindiğinde ise araç ve gereçler dışında değişen farklı bir şeyin olmadığını görürüz. İzlenen yöntem hep aynı olmuştur, bir doğru ortaya konarak birden fazla yalan iftira üretilmek suretiyle, seçilen "Hedef" itibarsızlaştırılıp toplum nezdinde yok edilmeye çalışılmıştır. Bir halk deyimi olan "Çamur at izi kalsın" sözü tam da bunu açıklamaktadır.

Algı dediğimiz şey nasıl işler ve muhatap kitle nasıl manipüle edilir? Öncelikle verilecek bilginin doğruluğuna karşı oluşacak şüphenin önüne geçmek için, yönlendirilmek istenen kişiye yalan haberle beraber bazı önemsiz doğrularda sunulur. Veya bazı değersiz gerçek bilgiler paylaşılarak güven ortama oluşturulmaya çalışılır.

En son aşama ise, güven ortamı sağlanan hedef artık yönlendirme ve kullanılmaya uygun hale getirilmiştir. Konjonktürle doğru orantılı bilgiler güveni kazanılan şahıslara verilerek, kurulan tuzak işlemeye başlar.

Günümüz dünyasında algı denen bu illete maalesef çoğunlukla da, Müslüman halkların muhatap olduğunu görmekteyiz. Doğrulugundan emin olmadan, sadece rakibine zarar vereceği düşüncesi ile haberin içeriği hakkında tek taraflı veya eksik denecek bir bilgi ile karşısındakine çok rahat suçlamalarda bulunabiliyor ve bu davranışını normal kabul ediyor..

İşin korkunç yanı ise, sosyal medyada yalan bir haberi binlerce kullanıcıyla paylaşan bir kimse, sonrasında belli merkezlerde üretilip kullanıma sokulan haberin dezenformasyon ve uydurma haber olduğu ortaya çıkınca, yalana alet olup masum insanların hakkını nasıl ihlal ettiği üzerinde düşünmeden, hiçbir şey olmamış gibi başka bir gün aynı cürümlere tekrar devam edebiliyor.

Daha çok Yahudi inanç sisteminde karşılaştığımız, yalan ve iftira atmak geleneği, maalesef Müslüman topluluklara sirayet etmiş durumda. İngiltere´de 2018´de yapılmış olan bir istatistik içinde bulunduğumuz vahim tabloyu ortaya koyması açısından çok anlamlıdır.

YALAN HABERDE TÜRKİYE BİRİNCİ

"Oxford Üniversitesi Reuters Enstitüsü´nün" hazırlattığı 2018 Dijital Haber Medya Raporuna göre, Türkiye sosyal medyada yalan haberde dünya birincisi. Araştırma 37 ülkeden 74 bin kişi ile görüşülerek yapılmış. Ne yazık ki Türkiye, haberlerdeki dezenformasyon oranı %49 olan bir ülke olarak birinci sırada. Yanıltıcı haber konusunda Türkiye´yi %44 ile Yunanistan ve Malezya takip ediyor. Yalan haberlerin en az görüldüğü ülkeler ise Almanya, Danimarka ve Hollanda.

Diğer bir hadiste ise; "Kıyamet gününde iftira ve yalanla başkasına, suç isnat edenlere, itibarını rencide edenlere, malını haksız yere yiyenlere büyük bir ceza vardır. Bunlar, dünyada namaz kılmış, oruç tutmuş, zekât vermiş olsalar bile, söz konusu ibadetlerin sevabı kendileri, için yeterli olmayacaktır.

Tam tersine bu ibadetlerden elde ettikleri hayır ve sevap, muhataplarına yaptıkları haksızlığın bedeli olarak kul hakkı şeklinde verilecek ve kendileri, servetini kaybetmiş bir müflis gibi boş ve çaresiz kalacaklardır." (Tirmizi, Kıyamet) "Yalan ve iftira kullanmak küfür alametidir."

Yazıyı Sosyal Medya'da Paylaş!

0 Yorum

Köşe Yazısına Yorum Yazın