Yakayım Derken Yanarsın Bak...

Hiç bir zaman duayen Gazeteci" olduğumu iddia etmedim, "Duayen gazeteciyim" de demedim. Duyaenmiyim değilmiyim buna okurlarım karar verdi. Kapak yaptığım dergiler verdi.

Bunun gibi kimsenin fikrini çalarak, emeğinin altına imza atarak gezetecilik yapmadım. Hatta;

Hürriyet gibi bir gazetede köşe yazan ve binlerce okuru olan Gülse Birsel'in yazılarını da kendim yazmış gibi köşeme taşımadım. Okuyucumun karşısına her zaman alnım açık yüzüm ak çıktım. Kalemim gücüyle çıktım.

 

Baba-0ğul 45 sene peşpeşe belediye başkanlığı yapmış belediyeyi babasının çiftliği gibi kullanmış bir belediye başkanını bozuk para gibi harcayıp, bileğimin hakıyla bir yerlere geldim. Yani, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunun 71. Maddesini ihlal ederek, fikir hırsızlığı yaparak değil, kendi fikirlerimi yazarak gelebildiysem bir yerlere geldim.

Hiç bir zaman yanımda çalışan hem de bir genç kızın telefonundan birilerini arayıp tehdit etmedim. Sonra da bir yakınıma o şahsı aratıp "Bu telefon numarası bize ait değil. Birisi seni aramış ve eşimin adını kullanmış. Bunu Savcılığa verip çözeceğim" dedirtip de hemen arkasından "Ya o arayan telefon numarası bizi ilgilendirmiyor. Savcıya suç duyurusunda bulunmayacağım" dedirtmedim. 

Ben niye mi suç duyurusunda bulunmadım. Suç duyurusunda bulunsam yanında çalışan o genç kızın telefonu olduğu ortaya çıkacak. Belki de yapılacak yargılama sonunda o genç kız sadece sana telefonunu kullandırma gafleti yüzünden ceza alacak. 

Sen mi?

Adım gibi eminim ki "Benim tehdit olayından haberim yok, yanımda çalışan bayan arayıp tehdit etmiş" diyerek yakanı sıyıracaksın. İşte kazın ayağı öyle değil. Adalet senin zannettiğin gibi işlemiyor. Adalet her şeyi didik didik inceliyor. Kaldı ki ben 62 yaşındayım, konuştuğum sesin kime ait olduğunu da hemen ayıracak bir zekaya sahibim. Sana bu konuda ikinci şansı vermeyeceğim Ezgi Yeşil. Bak ben senin adını tüm harfleri ile yazıyorum. İkinci şansı vermeyeceğim çünkü birinci şansını kullanamayanlara ikinci şansa verilir ve o kişi o ikinci şansı da kullanamaz üçüncü şansı ister.

Zelal Demir hanım efendinin mesajlarına da hiç girmeyeyim istersen...

Adalet demişken, Manşetine çekmişsin "Gazeteciye yapılan zimmet iddiası mahkemeye taşınacak" demişsin. İddia biraz ağır geldi her halde taşınamadı. Yolda mı düşürdünüz davayı ne yaptınız anlamadım. Siz "İddia Mahkemeye Taşınacak" diye yazınca ben "taşıyıp yorulmayayım" dedim.

Bak sen haberi tam anlamıyla okuyup resimlere alıcı gözle bakmadın her halde. Ben o resimleri kısacık açıklamalarla bir daha yayınlıyayım da iddiayı mahkemeye taşıken adamı iddanın altında bırakıp ezdirmeyin.

Resimden de anlayacağın gibi burası Belediye Basın Müdürü Halil Bor'un evinin önü. Kaldırım ve yol parkeleri yeni yapılmış. Kırılan, bozulan yeride yok ama Vatandaşın ödediği emlak, çöp vergisi, ruhsat harcı gibi paralar ile aldığı parke taşlarının bir kısmı Halil Bor'un evinin bahçesine konmuş. "Hani nerede" deme. Azıcık resmin arka planına dikkatlice bak. Gördün değil mi? Şimdi söyle bakayım o parke taşları o bahçeye neden konuldu. Sakın "Yol üzerinde konacak yer kalmamıştı da ondan konuldu" deme vallahi kahkahayı basarım.

Şimdi bu resmede dikkatlice bak. Ne yapılıyor. Parke taşları Halil Bor'un evinin bahçesine döşeniyor. İki resmi bir birine bağlayacak beyni olan her kes, Halil Bor'un evinin önünde ki parke döşemesi için gereğinden fazla parke getirildiğini, daha sonra bu parkelerin Halil Bor'un evinin bahçesine döşendiğini anlayacaktır. 

Bu da son resim. Ne olmuş burada. Belediyenin cebinden zimmete geçirilen parke taşları ile döşenen Halil Bor'un evinin bahçesine iki tane de Seferihisar Belediyesinin parasını ödeyerek parklara koymak için aldığı banklardan konulmuş. Yani anlayacağın "Yağma Hasanın Böreği" misali olmuş.

Şimdi bak bu resmin altına aynen şu yazıyı yazmışsın;

"İnternet sitesinin sahibi ve sözde “duayen gazeteci” olduğunu iddia eden A.K isimli şahıs, yine beklediği dikkati çekememesi üzerine Seferihisar Belediyesi Basın Müşavirliği görevini yürüten Halil Bor’u devlet malını zimmetine geçirmekle suçladı.   Konuyla ilgili konuşan Halil Bor, konuyu hukuğa taşıyacağını söyledi. Bor; “Bu şahsı tanımam. Yıllardır basın sektöründe görevliyim maalesef dönem dönem, gazeteci olduğunu iddia ederek, kendine menfaat sağlamaya, adından söz ettirmeye çalışan bu tip insanlarla karşılaşıyoruz. Bu beyefendi de son zamanlarda bir internet sitesi üzerinden habercilik yaptığını iddia etmekte. Ama biz bulunduğumuz görev icabı, hangi internet sitesi ne kadar etkili, hangi gazete ne kadar okunur gibi verileri günlük, haftalık ve aylık periyotlar halinde raporlamaktayız işte bu sözde sitenin günlük tıklama oranı 4 yada 5 kişi. Bir sohbetimizde en etkili haber siteleri içerisinde göstermememiz bu kişiyi sinirlendirmiş. Yaklaşık 10 gündür hakkımda kötü şeyler yazıyor ama, ilk başta çok önemsemeyerek, üzerimden prim yapmasına müsaade etmedim. Ama son paylaşımında devletin malını zimmetime geçirmek gibi mesnetsiz bir iftirayı üzerime atmış. Artık bu konu yargılık. Üzerinde konuşacak bir şeyim yok. Pazartesi günü savcılığa suç duyurusunda bulunup, bu iddiaları ispatlamasını isteyeceğim, iftira davası açacağım. Yargı kararını verdikten sonra da detayları sizlerle paylaşacağım” dedi.

Süper bir Haber Yapmışsın. Seni kutluyorum. Gülse Birsel'in bile yazısını çalıp, okurlarına "Ben yazdım" diye yutturmaya kalkan birinin yancısını bu kadar güzel yaktığını ilk defa görüyorum. Şimdi siz bu haberi yazdınız. "Gazetecinin Zimmet olayı Mahkemeye taşınacak" dediniz. Siz bu olayı Mahkemeye taşıyana kadar ben de yazmaya devam edeceğim. 

Ne mi Yazacağım?

Ne bileyim işte Zelal Demir'in sosyal medyada paylaştıklarını yazarım, millete gönderdiği mesajları yazarım. Ü.A.' yı yazarım. Belediyenin ortasında "Senin ağzına s....rım" diye azarladığın belediye çalışanını yazarım. Yazarım da yazarım yani.

Nasıl olsa duayen olmaya çalışıyorum ya...

Dikkatleri üzerime çekmeye çalışıyorum ya...

Yanımda çalışan kızcağızın telefonuyla milleti tehdit ediyorum sonrada "O telefon numarasının bizimle alakası yok" diyorum ya...

Az daha unutuyordum...

Zimmet olayı Mahkemeye taşınınca Türk Adaletinin Savcıları adama sorar bak...

"Halil bey sizin evin bahçesinden hangi sokak veya geçiyordu da yola döşenmesi gereken taşları evinin bahçesine döşettirdin" der.

İstersen gaza getirip yakma çocuğu...

GOCA BAŞKANDAN RİCA EDİYORUZ...

Sayın İsmail Yetişkin, gerçekten Seferihisar için kendini parçalıyorsun. Üç kuruş bulup hizmet vermek için çalmadığın kapı kalmıyor. Bulduğun o üç beş kuruş ile ya işçinin  maaşını, yada sana miras kalan borçları ödemeye çalışıyorsun. Hatta birazını artırıp Seferihisar'ın acil ihtiyaçlarını karşılıyorsun, halka hizmete harcıyorsun.

Benim 46 senelik gazetecilik tecrübemde bu durumda sana bir görev düştüğü yazılıyor. Şu parke olayını lütfen incele. Bir çalışanın çalıştığı yerdeki kamuya ait malzemeyi evinin bahçesine döşetmesinin zimmet mi, himmet mi olduğunu lütfen açığa çıkart.

Eğer yayınladığım resimler düzmeceyse, yazdığım tek bir satır yalan ise benim hakkımda derhal dava aç. Çalışanına iftira attığımı söyle. Kabul edeceğim, sana söz veriyorum mahkemede "Evet suçu kabul ediyorum. Kendimi savunacak bir şey yok" diyeceğim.

Yok eğer yazdıklarım ve resimler bir zimmetin delilleri ise, lütfen milletin parasıyla aldığın ve Seferihisar yol ve kaldırımlarına döşenmesi gereken parkeleri evinin bahçesine döşettiren Basın Müdürü(!) hakkında gereken işlemi yap.

Unutma Başkanım, Koray Aydın çevresindekilerin Bakanlığı talan etmesini engelleyemediği için yargılanmıştı. 

Saygılarımla.

 

 

Yazıyı Sosyal Medya'da Paylaş!

0 Yorum

Köşe Yazısına Yorum Yazın