Kumar...

Annemin babası, yani hiç tanımadığım dedem annem üç yaşıdayken otuz yedi yaşında ölmüş. Aile Sivas'ın kalbur üstü ailelerinden biri. Ne varki "Dede" ömrünün son beş altı yılını kumar masalarında geçirmiş. İşin acı yanı ise kendisi oyun oynamayı bilmiyor, komşuları olan bir arkadaşını kendi yerine oynatıyor... masadaki kişiler anlaşmalı... Büyük İbo'nun neyi var, neyi yok hepsini elinden almak. Dedikleri de oluyor, günlerce eve gelmeyen Dede eve gelince tütünden elde edilen gelirleri atının heybesine koyup doğruca arkadaşlarının yanına gidiyor  ve bütün paraları utuluyor her defasında. Sonra ince hastalığa yakalanıp altı ay içinde göçüp gidiyor... 
Bir hafta sonra kumar arkadaşları konağa gelip " yenge evi bir hafta içinde boşaltın,  rahmetli Büyük İbo evi bize utulmuştu, bak bu da imzalı senedi" dediklerinde anneannem beş çocukla ortalıkta kalıyor ve otuz iki yaşında ki Zeynep kadın büyük ve ağır bir yaşam kavgasının içine düşüyor...
İşte annem bu hikayelerle büyüyor... ve inanmıyacaksınız oyun oynamayı çok seviyor. Fakat ortam yok, memur olan babamın hep küçük kasabalarda, nahiyelerde görev yapması onun bu hevesini söndürüyor... Ve babacığım... Onun da oyunla olan ilişkisi aile arasında oynanan ufak tefek iskambil kağıdı oyunları... ta ki Patnos'a gelene kadar. 
Patnosta iki üç ofisçi ve kasabanın bir iki esnafı bir kahvede akşam iş çıkışı oyun oynarlarmış. Son zamanlarda babam eve gece on gibi gelmeye başladı. Annem sorduğunda " arkadaşlarla Ofisin bahçesinde oturuyoruz, sohbet filan derken zamanın nasıl geçtiğini anlamlyoruz" gibi hikayeler anlatıyordu. Bu eve geç gelmelerin sanırım onikinci günüydü. Saat oniki olmuştu ve babam hala ortalıkta yoktu. Biz çocuklar yataklarımıza çekilmiş, kimimiz uyumuş, kimimiz babamın gelmesini bekliyorduk. Sonra annemin hafif dürtmeleriyle uyandım " Kalk Aysel saat üç oldu, baban hala gelmedi, ben Onu aramaya gidiyorum, lambayı yaktım, ben gelene kadar kardeşlerine göz kulak ol, uyanırlarsa yokluğumu anlamasınlar" dedi ve evden çıktı. Tanrım bu kadın henüz 25 yaşında, burası küçücük bir kasaba, gören ne der, karşısına kötü niyetli biri çıksa ne yapar...


Ben on yaşındaki çocuk bunları düşünürken,  O hiçbir şeyden korkmuyormuydu? Yatağımda tir tir titriyor,  anneme birşey olmasın diye Allaha yalvarıyordum. Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum, kapı açıldı ve annem önde, babam arkada içeri girdiler. Babam "sen gecenin bu saatinde nasıl kahveye gelirsin, rezil ettin beni, yarın insanların yüzüne nasıl bakacağım" diye çıkışırken, annem " Gelmeyip de ne yapsaydım, çocuklarımın rızkını o köpeklere mi yedirecektim, ben tanımadığım babamdan, anamı kumar yüzünden kuru çul üzerinde bırakıp gitti diye hep nefret ettim, aynı şeyi çocuklarıma yaşatırmıyım" diye sesini yükseltti. Babamda çıt yok, karanlıkta göremiyordum ama sanırım utancından kızarmış yüzüyle başı öne eğik usulca yatağına girmiştir. 


Sabah ve akşam ve diğer günler evimizde hiç konusu açılmadıbu olayın. Ve babam da işten çıkıp doğruca eve gelmeye başladı.

 
Birgün annem en samimi arkadaşının "Nasıl cesaret ettin gecenin o saatinde tek başına kahveye gitmeye, hem inan benimki olsa beni orada gebertirdi" dedi. Annem " Valla gözüm hiç bir şey görmedi, doğruca kahveye gittim, kapı kilitli, elimi siper edip camdan bir baktım ki üç dört kişi...  benimki tam karşıda, rengi benzi bembeyaz, oturmuş,  kağıt oynuyorar. Kapıyı bir iki tıklattım duyan yok, bu sefer yumruklamaya başladım " Cavit aç kapıyı içerde olduğunu biliyorum..."  Babam neye uğradığını şaşırmış tabii. Adamlardan biri kapıyı açıp "Buyur yenge, hayırdır" derken babam kapıya gelmiş." Necmiye ne işin var burada, hemen eve git, ben gelirim"


" Seni almadan şurdan, şuraya gitmem, düş önüme" deyince tıpış tıpış geldi benimle, bir daha da gitmedi. 
Bu annemin ailesi için kazandığı ilk ama en önemli zaferiydi sanırım.
Bu olaydan sonra da ne arkadaşlarıyla, ne de aile arsında bir daha oyun oynanmadı. Ve evimizde Tombaladan başka hiç oyun aracı olmadı.

Yazıyı Sosyal Medya'da Paylaş!

0 Yorum

Köşe Yazısına Yorum Yazın