Kıbrıs Böyle Gittik...

Her yıl olduğu gibi bu yılda sınıf toplantımızı büyük bir heyecanla bekledim. Eminim hepimiz aynı duyguları yaşıyorduk.

Nihayet gitme zamanımız geldi çattı.Uçağa binemediğim için sevgili Betül'le deniz yolu ile gitmeye karar verdik. Sağlık nedeniyle uçağa binemeyen Osman Bebek'de bize katılacaktı.Yolculukla ilgili bir sürü fikirler ileri sürerken sonunda Taşucu'nda buluşup gitmeyi kararlaştırdık.

     Bayram tatilinde Taşucu'na giden Betül bin bir zorlukla feribot biletlerimizi aldı.Zorluk Osman ve benim orada olmayışımızdan kaynaklanıyordu ama telefonla hallettik.Biletimiz 24 Ekim Perşembe gecesi SAAT 23.59 da hareket edecek olan feribottan alınmıştı.

24 Ekim sabahı üç arkadaş Taşucu'nda buluştuk ve sevgili, ölümsüz arkadaşım Mustafa Kıcıman'ın evine konuk olduk. Feribota saat 22 de binmemiz gerekiyordu ve bir sürü formaliteden sonra nihayet  bine bildik. Gemimiz bir yük gemisiymiş meğerse... Kıbrıs'a onlarca TIR taşıyacaktı ve ancak iki elin on parmağı kadar yolcusu vardı. Valizlerimizi aşağıda bırakıp bize gösterilen adeta gökte asılı gibi duran, daracık merdivenlerden ürkerek yukarı çıktık. Sonra bir kat daha... Önümüze upuzun bir koridor - iki kişinin zor sığabileceğ i- çıktı. Biz üç arkadaş alışık olduğumuz feribotlardaki gibi otura bileceğimiz bir salon arıyorduk... her koridorun sonu heybetli yüksek duvarlarla karşılıyordu bizi... Gördüğümüz her delikten içeri giriyor ama oturacak herhangi bir yer bulamıyorduk. Şaşkındık... sinirlerimiz bozulmuştu. Bu gemi için mi bize bin bir zorlukla bilet vermişlerdi... Üçümüz üç koldan uzun aramalar sonucu gücümüzün yetemiyeceği kadar ağır bir kapıyı aralıya bildik.Ufacık bir oda... İçeride üç otobüs koltuğu benzeri yanyana sıralanmış oturma yerleri... sanırım yedi sekiz sıra idi. Koltukların arasına girebilmek için benden daha zayıf olmak gerekiyordu neredeyse...

      Ufak tefek eşyalarımızı oraya bırakıp tekrar aramalara giriştik ve nihayet güverte benzeri bir yere çıktık. İnanın güvertede tanka benzer (benzetecek başka bir şey bulamadım) koca koca adını bilemediğimiz nesneler tüm heybetiyle duruyordu. Kalın urgan yumakları...İ ki tane otura bileceğimiz baba yada mantar diye adlandırılan tabure benzeri bir şeyler bulduk. Osman bir karton kutu ve bir de meyve kasası bulup geldi. Kartonu üşümemek için babaların üzerine koyduk ama bana oturacak yer olarak meyve sandığı kaldı.Zira sandık ne Betül'ü nede Osman'ı üzerinde taşıyamazdı. Saat on ikiyi çoktan geçmişti ama gemide henüz kalkma belirtisi yoktu.

Sonra Osman mutfak gibi bir yer bulduğunu söyledi ve büyük bir hevesle oraya gittik. Fakat koltuklar öylesine pisti ki oturmak imkansızdı. Zaten orası TIR şoförlerine aitmiş,sadece çay almamıza müsaade ettiler. Bu arada diğer yolcular hiç ortada yoktu.Nerede olduklarını  bilmiyorduk...açıkçası merak da etmiyorduk.Betül uyku ilacını çoktan almıştı, uyukluyordu. Osman ve ben de çok yorgunduk... zaten gece boyu uzun bir yolculuk yapmıştık... ve bende gözlerime hakim olamıyordum artık. Sonunda Betül'le gidip  o daracık odada biraz uyumaya karar verdik. Odadaki pencere o kadar yüksekte ve o kadar küçüktü  ki ... zaten hava yerine de mazot kokusu doluyordu içeriye... Yine de uykularımıza söz geçiremedik,saat bir buçuk olmuştu ve biz hala limandaydık. Ve biz uyumuştuk.

       Sevgili gemimiz üç buçuk gibi kalkmış, sabah Osman söyledi. Ve Osman... sabaha kadar gözüne uyku girmemiş... bizi beklemiş ... ve ömründe içmediği kadar çay içmiş o  gece.

Sabah saat beş gibi uyandık Osman'ın sesiyle... ''Aysel, Betül...kalkın kara göründü...' 'birden yattığımız yerden fırladık.İnanamıyordum bu şartlar altında bile uyumuştuk ya... aferin bize...

Sonra tekrar güverteye çıktık. Yanımızdaki ufak tefek yiyeceklerle ve mutfaktan aldığımız çaylarla güzel bir kahvaltı yaptık. Evet... Kıbrıs görünüyordu ve ortalıkta hiç kimsecikler yoktu hala... Güvertenin ön tarafına doğru geçtik. Yukarıda birisi el kol hareketleri ile bizleri yanına çağırıyordu. O eğreti merdivenlerden bir kat daha yukarı çıktık. Çağıran geminin kaptanı imiş. İçeri girer girmez bize''kumaramı gidiyorsunuz?'' dedi. Acaba bu gemi kumara gidenlerin gemisimiydi...  Heybetli kalın sac duvarları, daracık koridorları, ağır demir kapısıyla adeta bir hapishaneye benzeyen bu gemi - yemin ederim ayaklarımızda bir prangalarımız noksandı... ya da ben öyle hissettim - kumar oynamaya gidenler bir daha inemesinler diye özel mi yapılmıştı...? Tabii ki oyuna gidenlerin gemisi değildi ama1934 yılında yapılmış bir yük gemisiydi.

        Ne amaçla gittiğimizi anlatınca kaptanın bize ilgisi büyüdü ve ''keşke akşam haberim olsaydı size kendi odamı verirdim''  dedi. Neyse olan olmuştu... daha doğrusu olan Osman'a olmuştu. Sabaha kadar bizi beklemiş gözünü kırpmadan... Sana minnettarız sevgili Osman...

        Sonra bu gemide yolculuk yapmanın bir özellik olduğunu... her isteyenin bu gemiye binemiyeceğini... hatta bazı grupların merak ettikleri için bu gemiyi seçtiklerini kaptanımız ballandıra ballandıra anlattı. Bizim de mazeretimiz geçerli idi... ve bizde özel yolculardık.

Bu gemiye binmesek toplantıya iki gün gecikecektik . Ve bizim ki sadece bir tesadüftü. Ama güzel bir tesadüf... güzel bir maceraydı. Hem biz bu gemiye binmeseydik dört gün boyunca sizlere ne anlatıp neşenize neşe katacaktık..? Bir kısmınız bizlerden dinlerken bir kısmınız ikinci hatta üçüncü ağızlardan dinlediniz yol hikayemizi... güldünüz... ara sıra da niye uçakla gelemediğimizin  hikayesini kim bilir kaçıncı kez dinlediniz. ''Dönüşünüz uçakladır,o gemiyle gitmezsiniz artık'' diyenleriniz oldu.

         O gemiye binmek,onunla yolculuk yapmak gerçekten bir ayrıcalıktı. Gemiyle dönecektik tabii ki... ama ne yazık ki o gemiyle değil. Başka bir şirketten almıştık biletlerimizi ve gemi gelip bizi otelin önünden alacaktı. Son anda Betül bu hikayeyle sizi eğlendirdi.İnanalar bile vardı... tabii öyle bir şey olmadı. Yine limana götürdü bizi Halil ve eşi, Ergün ve eşi ve Alper... Hepinize teşekkürler.... Yine bir çok formaliteden sonra gemimize bindik ve alışık olduğumuz,şık sayıla bilecek bir araba vapuruyla Ana Vatana döndük.

         Sevgili arkadaşlar siz de oralarda yaşadığınız ilginç bir yol hikayeniz varsa anlatırmısınız lütfen... ah tabii anlatamazsınız. Bin uçağa  bir saat sonra in... bunun neresinde ne gibi bir hikaye olabilir ki..?

Hepinize selamlar,sevgiler... hepinizi çok seviyoruz biz üçümüz... ve yeni bir yol hikayesi anlatmak dileğiyle ve sağlıkla yeniden buluşana dek.... hoşça kalın...

Yazıyı Sosyal Medya'da Paylaş!

0 Yorum

Köşe Yazısına Yorum Yazın