İslam ve İnsanlık...

Batı toplumunda İnsani değerler açısından bazı kuralların kırıntılarının görüntüsü bazı insanımızı aldatabilir; Batı da yasaların ciddi uygulanır olması, ayrıca yasaların tavizsiz devlet denetimi ile beraber aile içi eğitiminde sağladığı ‘öz denetim’ alışkanlığı bazı konularda toplum disiplinini sağlıyor. Bu disiplin kendi iç dünyası için geçerlidir.

Yasalardan ve denetimden kaçırabildikleri ile beraber dış dünya toplumları için aynı insani duyguları taşıdıkları söylenemez. Afrika’ya ve bazı geri kalmış ülkelere uyguladıkları “ Sen çalış ben yiyeyim” yani faiz düzeni. “Ben tok olduktan sonra başkası açlıktan ölürse ölsün bana ne” sömürgeci zihniyet. “Daha da zenginleşmem için Sömürmek söz konusu olduğunda her türlü zulmü işlerim”

Bununla beraber batı kapitalizmi kendi içinde de tüm ahlaki ve insani değerleri umursamadan kendi insanını ve dünya insanını istismar eder. Örneğin kadın haklarından bahsederken en çok kadını kullanarak her türlü ticaretini yapar.

Şimdi gelelim İnsanlık konusunda Müslüman toplumlara. Biz devamlı Müslümanın İnsani değerlere sahip olamama konusunu eleştirirken; iki şeyi birbirinden ayırt edemiyoruz. İslamın, İnsani değerler konusuna verdiği önemi ve telkinleri yerine, dininin kurallarına dahi lakayt davranan Müslümanı oturtuyoruz. Bunu yaparken hakiki imanı elde etmiş insanlık numunesi Müslümanları rencide ediyoruz.

İslam, bu olumlu ve olumsuz niteliklerine rağmen irade ve sorumluluk sahibi insandan yapması veya yapmaması gereken şeyleri isterken, varlıklardan sadece kendisine bahşedilen “akl”ı devreye sokmasını tavsiye etmektedir. (Bakara, 44; Maide 58; Enbiya, 10) Çünkü “bilme” ve “kavrama” yetisiyle diğer varlıklardan ayrılan insan, öncelikle “eylem”de bulunan bir varlık olarak tanınmaktadır. İnsanın belirli ilkelere göre eylemde bulunabilmesi ise, onun “akıl sahibi” olmasının bir gereğidir. İnsan bu yüzden ilahi adaletin de tabii sonucu olarak hür ve serbest bir iradeyle yaratılmıştır. Çünkü kuvvet ve kudreti elinden alınmış bir varlıktan sorumlu olmasını ve değer üretmesini beklemek İslam’ın ana prensipleriyle örtüşmemektedir.

Ancak insanın fıtratında olan din ve onun getirdiği ahlak anlayışı “evrensel” ve “değişmez nitelikler” taşımaktadır. Zira ilahi irade, “şan ve şeref” sahibi kıldığı (İsra, 70) insanın bozulmasını arzu etmemektedir. Bu bakımdan Yüce Yaratan’ın insana biçtiği değer ve dünyaya gönderirken ona yüklediği misyon ve gerçekleştireceği gaye de oldukça önemlidir. Ne var ki İslam’da ahlakın kaynağı tartışma konusu yapılmış, iyi ve kötünün nasıl bilineceği hususunda birtakım görüşler ileri sürülmüştür İslam öğretisinde, ahde vefadan, adaletten, doğruluktan, feragatten, diğerkâmlıktan bahsedilmektedir. Yardımlaşma, ana babaya hürmet, başkalarının haklarına saygı, dürüstlük, güvenirlilik, kanun ve nizamlara uyma, iyilik yapma ve etrafına zarar vermeme gibi daha nice toplumu ilgilendiren erdemli eylemlerden söz edilmektedir. Birçok kavmin helak olma nedenini de, onların ahlaki yozlaşması ve değerlerini yitirmesi olarak göstermektedir.

Ahlak ilkelerinin belirlenip bilinmesi şüphesiz önemli bir merhaledir. Fakat bilinen ahlak ilkelerinin sosyal hayata geçirilmesi bundan daha önemli olmalıdır. İşte dinin, ya da ahlakın dini temelinin önemi burada yani onun hayata geçirilmesinde yatmaktadır.

Her toplumun kendine göre bir ahlak anlayışı ve değerler sisteminin bulunduğu, ancak bu ahlak anlayışı ve değerlerin kültür, etnik yapı ve zaman gibi pek çok değişkene bağlı olup toplumdan topluma, hatta yöreden yöreye ve zamana göre farklılık arz ettiği belirtilmektedir.

Yazıyı Sosyal Medya'da Paylaş!

0 Yorum

Köşe Yazısına Yorum Yazın