İktidarlar Tarafından Isıtılıp Isıtılıp Sofraya Konan Ayasofya...

"Bundan 84 sene öncesinin siyasî ve milletlerarası şartları neticesinde ibadete kapatılıp müze haline getirilen böyle kadîm bir ibadethanenin hâlâ müze olarak kalmasını gönlüm işte bu yüzden istemiyor…

Ayasofya, İstanbul’un önem bakımından ilk sıradaki camiidir; zira demin de söyledim, fethin sembolü ve daha da önemlisi “kılıç hakkı”dır! Sultanahmed yahut başka bir cami istediği kadar tarihî ve güzel olsun, bu yüzden Ayasofya ile mukayese edilemez! Ayasofya’nın ibadete tekrar açılmasının ne kadar müşkül olduğunun, üstelik gündeme ciddî şekilde gelmesinin bile bize karşı asırlar boyunca asla muhabbet hissetmemiş olanları, en başta da Yunanistan’ı nasıl ayağa kaldıracağının ve ne büyük dertlerle uğraşmak zorunda kalacağımızın tabii ki farkındayım ama söyledim ya: Beş asır boyunca cami olarak kullanılam böylesine önemli bir mekânın ibadete kapalı olmasını gönül bir türlü istemiyor!"

"Sırası gelmişken, Ayasofya Camii’ni 24 Kasım 1934’te müze hâline getiren Bakanlar Kurulu Kararı’nda bana garip gelen ve daha önce de anlattığım tuhaflıkları tekrar yazayım:

Reisicumhur Kemal Atatürk’ün, sözkonusu kararnamenin altındaki imzası “hakiki” değil, “sahte” gibi durmaktadır: "Konuya daha önce Prof. Yusuf Halaçoğlu da dikkat çekmişti: Hükümet üyelerinin bugün Cumhuriyet Arşivi’nde, 49-79-6 numarada muhafaza edilen iki sayfalık kararnamenin son sayfasındaki imzaları gerçektir; yani bakanlar imzalarını bizzat atmışlardır. Ama bu imzaların hemen üzerinde yeralan “K. Atatürk” imzasında apaçık bir tuhaflık vardır, zira Atatürk’ün böyle bir imzasını başka hiçbir belgede göremezsiniz! Kararnamedeki bu imza sanki bir başkası tarafından atılmış gibidir!" (MURAT BARDAKÇI) AYASOFYA'NIN HRİSTİYAN ALEMİNDEKİ MANEVİ YERİ...

Mesih ve Meryem ana anısına Deesis Mozaiği:

Sinod salonunun içinde duvarda muhteşem bir mozaik panel vardır. Bu parça mozaik sanatının en önemli eserlerinden birisidir. Mozaiğin ismi Deesis’tir ve üç kişiden oluşur. Bu üç kişiden ortadaki, Rab ve Kral olan İsa Mesih’tir. İsa Mesih’in sağında annesi Bakire Meryem yer alır. İsa Mesih’in solunda ise Vaftizci Yahya bulunur. Deesis, dua ve yakarış anlamlarına gelir. Vaftizci Yahya İsa Mesih’i müjdeleyen son peygamberdir. Bakire Meryem de iyi haberi duyan ilk kişidir. Vaftizci Yahya, Eski Antlaşma, yani Yasayı ve peygamberlikleri temsil ederken; Bakire Meryem, Yeni Antlaşma’yı yani yasanın ve peygamberliklerin tamamlanmasını temsil eder. Yasa ve Lütuf, Mesih’te tamamlanır.

ZAMAN ZAMAN AYASOFYA'NIN FATİH VAKFİYESİ DOĞRULTUSUNDA İBADETE AÇILMASI GÜNDEME GELMİŞTİR.

Ayasofya Batı'nın nezdinde ki konumu aynı bizim Süleyman Şah statütümüz ile benzerlik taşımaktadır. Bu nedenle Ayasofya'nın ibadete açılması ve Fatih Sultan Mehmet vakfiyesine dönüşmesi için bir çok yaptırımları göğüsleyecek güçte olmamız gerekir. Ayasofya konusunda Celal Bayar’ın aktardığı bilgiler de dikkati çekmektedir. Atatürk ile arasında geçen gizli bir konuşmayı daha sonra ifşa eden Bayar’ın anlattıklarına göre; Yunan Başbakanı’nın Atina’da kendisini karşıladığı sırada, Balkan Paktı’na kabul edilebilmemiz için Ayasofya konusunu açtığını; Anadolu macerasının unutulmadığını üzgün bir halde ifade ederek “kamuoyunu memnun edecek bir ortam doğsa, belki bundan yararlanıp bir şeyler yapılabilir” şeklindeki Yunan Başbakanı’nın sözlerini M. Kemal’e anlatarak taviz istediklerini söylemiştir., M. Kemal şu açıklamada bulunmuştur; Az önce, vakıflar umum müdürü buradaydı. Ayasofya Camii’ni tamir edecek para bulamıyorlar.(!) Bugünkü hali ile de harab ve bakımsız.(!) Hatta mezbelelik. Ayasofya’yı müze yapsak, hem harabiyetten kurtarsak, hem Yunanlılar’a bir jest yapsak, Balkan Paktı’nı kurtarabilir miyiz? Öyleyse yapalım, demiş ve Ayasofya Camii, böylece müze haline dönüşmüştür. Bayar, daha sonra Cumhurbaşkanı olduğu dönemlerde, burayı tekrar camiye çevirmeyi düşündüğünü, ancak dünyada devam eden olayların buna engel olduğunu söylemiştir.

Yazıyı Sosyal Medya'da Paylaş!

0 Yorum

Köşe Yazısına Yorum Yazın