Erişimi Engelleme mi, Basına Sansür mü?

M. Süheyl Karakaya erişimin engellenmesinin basın özgürlüğünü engelleme boyutuna gelmesi üzerine şu yazıyı kaleme almış;

"2007 yılında çıkarılan 5651 sayılı Kanun kapsamında internette işlenilen suçlara karşı mücadelede bir adım atılmış ancak yapılan düzenlemelerle tabiri caizse iki geri bir ileri gidilmiştir. Bu makalede ise biz, yalnızca 5651 sayılı Kanun’un 9. maddesi kapsamında internetteki yayınlara erişimin engellenmesi rejimini, problemli yanlarını inceledik.

Temel problemimiz bu kanunun ilgili maddesinin, birey-toplum hürriyetleri dengesinde birey lehine tanıdığı ölçüsüz korumanın istismar ediliyor olmasıdır. Bugün kanunun ilgili maddesi, hemen her konuda başvurulabilen ve hızlıca karar aldıran bir “genel sansür” normuna dönüşmüştür. Bunun en büyük sebebi ise kanun koyucunun normun düzenlerken, medeni hukuka ait olması gereken bir kavramı ceza hukuku alanına ait tedbirlerle korumaya çalışmasından doğan karmaşadır.

Bu tespitlerimizin anlaşılabilir kılınması amacıyla 5651 sayılı Kanun’un kullandığı terminolojiyi açıkladıktan sonra, sırasıyla 9. maddedeki tedbirin değişiklikler öncesi halini ve mahiyetini ele aldık. Yargıtay’ın konu hakkındaki içtihatlarının seyrini analiz ettikten sonra, 9. maddenin ceza ve medeni hukuk alanlarının hangisinin içinde yer alması gerektiği ve hakimleri bu noktadaki durumunu inceleyerek çalışmamızı bitirdik. "

Yazıyı dikkatlice okuduğumuzda gerçekten bir çok erişimi engelleme kararının erişimi engellemenin de ötesine geçerek basın özgürlüğüne, vatandaşın haber alma hakkının engellenmesine vardırıldığını göreceksiniz.

Bunun n bariz örneklerini son günlerde Seferihisar'da yaşıyoruz.

Kadın dilekçe veriyor; "Ayhan Köksal'ın benim hakkımda yazı yazmasının engellenmesini istiyorum" diyor.

Sulh Ceza Hakimimiz karar veriyor;

"Ayhan Köksal'ın bahse kanu kadın hakkında yazı yazması ve konuşması yasaklanmıştır."

Hoppala...

Oldu olacak Ayhan Köksal'ın ağzına bir de band yapıştırın.

Karar lime geçince şöyle bir araştırdım...

O kadın gazetesinde Hancılar ve Yolcular başlıklı bir yazı kaleme aldırmış ve tıpkı Birse Gürsel'in yazısını çalış "Ben Yazdım" diyerek yayınladığı gibi yazmış, Ayhan Köksal'da cevap vermiş.

Ne demiş;

"Biz ormanları yakmak için değil, orman yangınının bir an önce söndürülmesine yardımcı olmak için sahadayız" demiş.

Kadın neden gocunmuş?

Kocasının Akkum yangını sırasında yangının tam başlama anında ve yangının başlama noktası olan Süslü Kamil'in evinin önünde aracını park ettiği söylentilerinin yayılmasını engellemek için gocunmuş.

Ve Sulh Ceza Hakimimiz Ayhan Köksal'a 1 ay bu kdın hakkında yazı yazmama, konuşmama cezası vermiş. 

Zaten Ayhan Köksal gazetecilik kültür ve bilgisinin bu kadınınkiyle kıyaslandığında arada büyük bir kod farkı olduğunu anlayınca zatı muhterem hakkında yazmamaya kara vermişti. 

Birse Gürsel'in yazısını kopyalayıp yapıştırarak köşe yazarlığı yaptığını zanneden bir fikir hırsızı ile muhatap olmak Ayhan Köksal'ın ne kariyerine, ne de gazetecilik kültürüne yakışmaz zaten...

15 Eylül'de süre bitiyor. Sen ondan sonra ki curcunayı seyret. Sanırım Ayhan Köksal hazırladığı klasörleri, resimleri, bilgileri belgeleri seri halinde yayınlar.

Gelelim Belediye'nin şu 3 milyon liralık maske, dezenfenktan ve koruyucu tulum alma işinde ki Yelda Celiloğlu imzasını anlatan habere. Sayın Hakim bu habere de erişimi engelleme kararı vermiş.

Yani o kararı vermekle "Belediye de yolsuzluk yapmak suç değil, ama bunu yazmak büyük suç. Haber hemen engellensin."

Koskoca Cumhurbaşkanı çıkacak "Fahiş fiyattan maske satanlar hakkında yasal işlem yapın. Hiç bir kurum ve kuruluş maske almayacak, maskeyi devlet ücretsi dağıtacak" diye bas bas bağırsın, sen yaptığın açıklamada maskelerin pandemi başlangıcında alındığını açıkla, yani "Ben Cumhurbaşkanını dinlemiyorum. 4.75 TL. den maske aldım, 41 liradan dezenfenktan aldım, işçimin maaşlarını ödemiyorum ama bu alış verişe 3 milyon lira ödedim" de, suçu işle, ama işlediğin suçu yazıp halkı aydınlatmak suç olsun.

Yarın bir gün Seferihisar Belediyesi 2 milyon liralık ayakkabı bağcığı, 4 milyon liralık don lastiği alırsa hiç şaşırmam. Neden şaşırayım ki? Nasıl olsa basının yazdığı haber yıldırım hızıyla ngellenecek, yayından kaldırılacak, vatandaş olayı öğrenemeyecek, hal böyle iken Belediye neden ayakkabı bağcığı ve don lastiği almasın ki?

Nasıl olsa "Yağma Hasan'ın böreği, hadi gelin tıkınalım.."

Ya da "Devlet malı deniz, yemeyen domuz" misali..

Ama şunu unutmayın bu memleket sahipsiz değil. Eğer bir belediye Cumhurbaşkanının emirlerine muhalefet ederek karaborsacılara peşkeş çekmişse, belediye işçisinin maaşını ödemekyerine sözde 3 milyon liralık maske satın almışsa adama bunun hesabını sorarlar. Hem de devlet yani Türkiye Cumhuriyeti Devleti sorar.

Gelelim şu Vestel işine.

Haberi dikkatlice okursaydınız biz orada hiç kimseyi değil vatandaşı korumaya çalışmışız. Adam Vestel mağazasında sattığı malların senetlerini arkasını ciro ederek alacalısına vermiş, alacaklısı bir ay sonra icra işlemlerini başlatınca adam savcılığa gitmiş, "Maskeli 4 kişi büromu basıp senetlerin bulunduğu bond çantamı gasp ttiler" demiş.

Söke Ağır Ceza Mahkemesinde dava açılmış, yapılan yargılama sonunda gasp etti dediği adamın senetleri gasp etmediğine, senetlerin davalya ait olduğuna karar vermiş ve biz de Bayrak Medya olarak bunu yayınlamışız.

Mahkeme kararının bir bölümünde "Basın özgürlüğü; görüş ve düşünceleri, yazılı ve görsel biçimde, basın ve yayın yoluyla yerli ve yabancı tüm muhataplarına açıklayabilme ve yayabilme hakkı şeklinde kendini gösteren bir temel hak ve özgürlüktür. Basın özgürlüğü kavramı, toplumun bilgiye ulaşması, yorum süzgecinden geçirdikten sonra kendi düşüncelerini ifade edebilmesi açısından ifade özgürlüğü kavramıyla bir bütün halinde değerlendirilmelidir. Basın özgürlüğü, toplumun ve devletin kurumlarının, gelişmesi, ilerleyebilmesi ve her alanda kendini geliştirmesi için gerek duyduğu bilgi, eleştiri ve değerlendirme yetisinin bir gereğidir ve bir devletin gelişmişliğinin göstergesidir. Bu nedenledir ki basın özgürlüğünün sınırlanması, sansür edilmesi, tıpkı ifade özgürlüğü gibi Anayasal güvencelere bağlanmış ve ancak özel durumlarda belli şartların gerçekleşmesi dahilinde sınırlanabileceği düzenlenmiştir". denilmiştir.

Haberde Burçin Özfırat için dolandırıcı suçlamasını yapan tek bir kelime yoktur. Sadece vatandaşa senetlerin Bülent Yelçe alacağı olduğuna karar verildiği belirtilmiştir. Yani vatandaşın icra kapılarında dolaşması, bir kısmını ödediği senedinin yeniden tamamını ödememesi için yol gösterilmiştir. 

Kaldı ki bizi A şahsının dolandırıcı olamsı, B şahsının snetleri gasp etmei ilgilendirmemektedir.

Belediye haberinde olduğu gibi bu haber için verilen kararda bir yanılma olmuştur. Yayından kaldırılarak vatandaşın bilgi alma hakkı engellenmiştir.

Anayasa Mahkemesi 12.07.2019 tarihli basın açıklamasında verilen mahkeme kararına karşı aldıkları kararı aynen şöyle açıklamıştır;

"Mahkemenin Değerlendirmesi

Çekişmesiz bir dava sonucunda erişime engel kararı verebilmenin ancak hukuka aykırılığın ve kamusal menfaatlere müdahalenin ilk bakışta anlaşılacak kadar belirgin olduğu ve zararın süratle giderilmesinin zaruri olduğu hâllerde mümkün olduğu hatırlanmalıdır.

Somut olayda, 5651 sayılı Kanun'da sayılan meşru sebeplere dayanılarak başvuruya konu URL adresine erişim engellenmiş, ancak idari makamlarca ve derece mahkemelerince anılan Kanun maddesi kapsamında yapılan müdahalelerde gözetilmesi gereken hususlar değerlendirilmemiştir.

Başvuruya konu habere erişimin engellenmesine yönelik yayının içeriği ile sınırlama sebebi arasındaki ilişki ortaya konulamadığı gibi gecikmesinde sakınca bulunan bir durumun varlığı da gösterilememiştir. Başvuru konusu yayının hangi kısmının hangi nedenlerle halkın belirli bir kesimini veya devleti hedef gösterdiği, şiddeti yücelttiği ve benzeri hususlardan hiçbiri kararda yer almamıştır.

Üstelik somut olaydaki gibi daha sonra bir ceza soruşturması ve kovuşturması açıldığı bildirilmeyen ve dolayısıyla tedbir hakkında yeniden bir karar verilmeyen durumlarda süresiz kısıtlamaların ifade ve basın özgürlüğü önünde orantısız müdahale teşkil edeceği açıktır.

Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde ifade özgürlüğü ile demokratik toplumun terör örgütlerinin faaliyetlerine karşı kendini korumaya ilişkin meşru hakkı arasında dengeleme yapılmadığı ortadadır. Başvuruya konu habere erişimin engellenmesi şeklindeki kısıtlamanın zorunlu bir sosyal ihtiyacı karşıladığı ve dolayısıyla demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olduğu ilgili ve yeterli bir gerekçe ile gösterilememiştir.

Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 26. ve 28. maddesinde güvence altına alınan ifade ve basın özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir."

Umarım en kısa zamanda bu yanlışlardan dönülür.

Yazıyı Sosyal Medya'da Paylaş!

0 Yorum

Köşe Yazısına Yorum Yazın