Erişimi Engelleme Değil, Resmen Basına Sansür...

Sağolsun Seferihisar Sulh Ceza Hakimimiz kim dilekçe verse hemen erişimi engelleme kararı veriyor ve yazdığımız yazıya erişimi engelliyor. Hal böyle olunca da verilen kararlar artık erişimi engelleme değil resmen Basın Özgürlüğünü kısıtlama oluyor. Biz yinede Sayın Hakimimize ADALETİ temsil ettiği için sonsuz saygı duyuyor ve verdiği erişimi engelleme kararına uyarak erişimini engellediği yazıyı hemen kaldırıyoruz.

Son verdiği kararda aşağıda ki yazımıza erişimin engellenmesini sağlamış. Bizde engelledik ama merak ettik, bu yazının neresinde erişimi engellemeyi gerektirecek bir cümle var. Yazı baştan sona adı geçen şahısların mahkemeye verdikleri dilekçelerde, yada sosyal paylaşım sitelerinde harfiyen yer alıyor.

Belki okumayanınız vardır diye yazıyı yeniden yayınlıyorum. Allah aşkına kişi hak ve hürriyetini kısıtlayan tek bir satır bulursanız bana da söyleyin, bende bileyim. Bakın erişimine engel getirilen yazı aynen şöyle;

"Şimdi bunlar debelendkçe b*ka batıyorlar haberleri yok.

Verdikleri her dilekçede bir suçu üstleniyorlar, ne yaptıklarının farkında değiller.

Aklıma Mahsuni Şerif'in tam bunlara cuk oturan bir dörtlüğü geldi;

Almışlar ele arsızlığı
Baştanbaşa yersizliği
Bilmem neden yüzsüzlüğü 
Yapan değil bilen zalım...

Dörtlük bunlara uysun diye ufak bir değişiklik yaptım.

Evet adamlar almışlar ele arsızlığı.

Hem de öyle bir almışlar ki aklınız durur.

Seferihisar Kent Konseyinin başkan eskisi Ekrem Gün, Ayhan Köksal'dan şikayetçi olmuş. Ne diyor?

"Bu adam bana hakaret etti."

Müsadenle başkan eskisi sen adam için olmadık şeyi yazacaksın, adam da bisikletçilerin mola yerinde Kent Konseyinde mini şortla yanına oturtup, konuşma hareketi bahanesiyle bacaklarını okşadığın kızı banka oturtup koluna yatıracaksın, öpeceksin, birisi de seni resimleyip Ayhan Köksal'a gönderecek, Köksal "Belden aşağı vurmayayım. Hadım olur" diye resmi yayınlamayacak, sen dilekçende "Böyle bir resimden bahsedip bana iftira atıyor" diyemeyeceksin. Diyemezsin çünkü Ayhan Köksal'ın yazdıkları harfiyen doğru.

Esin Esen hanımefendiye gelince aarabasına taktığı sahte ön plaka gibi Şoförler Odasındakileri "Evrakları getireceğim, çok acil" diye kandırıp, Odaya evrak vermeden aldığı arabasının ön plakası gibi düzenlediği sahte bir delil ile şikayetçi olmuş. 

Yazılan yazılar burada. Ne yazdığımız, sonradan değiştirip değiştirmediğimiz Bilişimciler tarafından anında belirlenir. Ama Esin Esen bunu bilmediği için arabasının ön plakası gibi sahte bir belge hazırlayıp davacı olmuş. 

Ayhan Köksal'da "Çok da tınnn" dedi zaten. İş oraya varınca boşandığın mahkemeden boşanma kararını isteriz, boşanma sebebin ortaya çıkar, kim suç işlemişse ortaya çıkar. Yazıyı tekrar oku ve bilişimcilere incelet Esin Hanım, bakalım senin sahte olarak düzenlediğin belgede ki gibi zina yaptığın yazıyor mu? Dedm ya arabanın ön plakası gibi verdiğin delilde sahte.

Gelelim Berfin Çelikkol'a.

Ayhan Köksal "Samimi İkrar" hikayesini anlatmıştı. Balık hafızalıların hatırlaması için ben bir daha anlatıyım dedim:

"Ayhan Köksal yıllar önce yerel gazete çıkarttığı Samsun'da gazeteciyim diye gezen ve aslında kadın pazarlayan birine kancayı takar. Adamın her attığı adımı yazar. Sonunda adam dayanamayıp Savcıya gider. Ayhan Köksal beni yazıyor, bahsettiği gazeteci benim der. Allah Selamet versin, öldüyse rahmet eylesin Savcı İsmail Erbay'da Ayhan Köksal hakında basın yoluyla hakaretten, o gazeteci içinde kadın pazarlamak suçundan dava açar. O tarihlerde kadın satmak büyük suç olduğu için Savcı İsmail bey, adamı tutuklar."

Gelelim Berfin Çelikol'a. Berfin hanım Savcılığa dlekçe vermiş;

"Ayhan Köksal'ın Can Dündar'ın karısını almak için kırmızı bültenle arandığı dönemde Türkiye'ye geldiğini anlatan haberde ki kadın benim. Resmimim yüzünü tamamen siyah zeminle kapatmış ama ben o resmi biliyorum, o resimde ki kadın benim..."

Yoruma gerek yok ama anlamazlar diye ben yine anlatayım;

Berfin Çelikkol müracaatında bu haber yalan demiyor, diyemiyor...

Diyor ki o resimdeki kadın benim. Can Dündar'ın karısını alıp kaçmasına, hemde kırmızı bültenle aranırken bunu yapmasına yardım ve yataklık eden kadın benim, o resim bana ait diyor.

İnanın o resmi Berfin Çetinkol'u tanıyan en az on kişiye gösterdim. Hiç biri bu kadın Berfin Çelikkol demedi. "Yüzü tamamen kapatılmış nasıl tanıyalım?" dedi.

Demek ki kimsenin tanıyamadığı resme "Bu benim resmim" diyen biri çıkıyor ve resmini kullandığı için Ayhan Köksal'dan şikayetçi oluyorsa O kadın "Can Dündar'a yardım ve yataklık" yaptım diyor, suçu kabul ediyordur.


Şimdi bu resmi Ayhan Köksal kullanacaktı ama ısrar edince benim kullanmama izin verdi. 

Adını sakladığım hatun kişi mesengerden Afşar Kafkaslı diye birinin paylaştığı resmi gönderiyor, Ayhan Köksal'ın "Bu resimle alakam yok" demesine rağmen kadın samimi bir ikrarda bulunuyor. Hem de resimde kendi görüntüsü olmamasına rağmen. Diyor ki;

"Burada "metres" diye bahsettiğiniz şahıs benim buyrun sizi dinliyorum"

Diyecek bir şey var mı? Kadın mertçe  Ahmet Nail Yavuz hakkında yazılan metres olayının gerçek olduğunu ve o metresin kendisi olduğunu söylüyor.

Sanırım fazla söze gerek yok.

Dedim ya;

Debelendikçe b*ka batıyorlar..."

Yazıyı Sosyal Medya'da Paylaş!

0 Yorum

Köşe Yazısına Yorum Yazın