Dur Diyoruz...

Merhaba Değerli Okurlar,


Seferihisar’da bir kadın, eski kocası tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Birkaç gün önce de yine güzeller güzeli bir kızımızın cesedinin bulunduğunu ve yine cinayete kurban gittiğini öğrendik. Bu katiller, hapishanelerde aslan mahkumların linçine uğramazlarsa, bizim vergilerimizle beslenerek yaşıyorlar. Şiddete karşı şiddet yanlısı değilim ama bazen bu evlatların ana babası yerine koyuyorum kendimi.

Allah korusun kendi işimi kendim görürüm diye düşünürken birden sonrasını düşünürken buldum kendimi. Vicdan rahatlığının yerini bir de vicdan azabı alacak. Ne hayat kalacak ne de yaşanılacak güzellikler. Hunharca öldürülen kadınların cinayetleri üzerinden gideceğim bu yazımda. Çünkü bu dönemde çoğunlukla erkekler tarafından gerçekleştirilen, kadınlara yönelik tehdit, hakaret, yaralama ve öldürme o kadar çok fazla ki…

Söz konusu tehdit, hakaret gibi hareketlerde verilen ifade sürecinde emniyet mensuplarının mahkeme sürecinin çok uzun süreceğini, boşuna uğraşı verileceğini ve zaten zanlının serbest bırakılacağını söyleyerek neredeyse davadan vazgeçilmesi tarafında yer aldığını da ben değil mağdur duruma düşen anne babalar söylüyor. Bu yüzden kadınlar duruşmalara katılmak istemiyor hatta karşı tarafın kendilerine zarar vermelerinden korkuyor. Ama bütün bu yıldırma hareketlerine karşın  ısrarla şikayetçi olan ve çabalarını sürdüren aileler var.

Bu süreçte asla vazgeçmemelerini yalnız olmadıklarını söyleyerek destek veren aralarında birçok erkeğin de bulunduğu platformlar var. Onlar da sessiz kalmayarak herkesi mücadeleye çağırarak topluma cesaret veriyorlar.

Ancak yaralama ve cinsel saldırı suçlarından dolayı görülen davalarda sanıkların tutuksuz yargılandığı şeklinde süren davalar çok sayıda. Ve kadınlar giderek umudunu kaybediyor, sessiz kalıyor, çaresizce sonlarını bekliyorlar. Düşünsenize o korkuyu, çaresizliği, yaşamözgürlüğünün kısıtlanması ile 24 saatin geçmesini her akşam aynı duygular, her sabah aynı korkular. Ayrıca suçlunun akıl sağlığının yerinde olup olmadığının raporunun geç çıkması da kadınların yaşam hakkının kısıtlanmasına sebep oluyor.

Kadınlar 8 Mart Dünya Kadınlar Gününü artık kadın şiddetlerinin son bulması dileği ile kutluyor. Şiddet sadece fiziksel değil duygusal olarak da yaşanıyor. Mesela kadınların yüzde 60’ının iş hayatında mobbinge uğradığı ve bu kadınların bir çoğunun işsiz kalmaktan korktukları içinhaklarını arayamadıkları istatistiklerle belirlenmiş. Bunun bir emek gaspı olmadığını kim söyleyebilir?

Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfına başvuran kadınların vermiş oldukları bilgilere göre Bakanlığa bağlı kurumların, savcılıkların ve sağlık kurumlarının hatta kolluk kuvvetlerinin bile kadınlara gereken desteği vermediği aşikar. İşte tam da bu sebepten ötürü önlemler ve cezalar caydırıcı olmadığından dolayı kadınlara yönelik şiddet ve ev içi şiddetin önlenmesi adına Avrupa Konseyi Sözleşmesi olan İstanbul Sözleşmesi aslında 2014 yılında yürürlüğe girdi. Fakat ne yazık ki muhafazakar kesim tarafından reddedilerek uygulanmıyor. Sözleşmenin amacı şiddete uğrayanların korunması, şiddeti uygulayanların cezalandırılması ve toplumda düşünce bütünlüğünün sağlanması. Karar bu kadar basit.

Erkek egemen toplum yapısını doğru bulmasam da kabullendik diyelim, hiç olmazsa düşüncede ve yaptırımda erkek egemen toplumlarda da dengeli ve düzgün kararlar verilmesi çok mu zor! Hani eşit olmadık diyelim! Tamam diyelim! Ama hala neden bu kurumlarca kadınlara
yapılan şiddeti hoş gören bir tutum sergilenmekte, anlamıyorum. Anlıyorum da neyse…

Şiddete uğrayan kadınların sosyal medya tarafından, genellikle eğitimsiz, sosyal ve ekonomik gücü az olan kesimlerde olduğu söylensede, ben buna asla katılmıyorum. Ne yazık ki eğitimli, ekonomik gücü kuvvetli ya da değil en azından sosyal hayatı düzgün olan ailelerde de şiddet mağduru kadınların her kesimden olduğu gazete arşivlerinde görülmektedir. Düşünebiliyor musunuz sadece 2020 yılı haziran ayında 27 kadın cinayeti var 23 kadınsa şüpheli şekilde ölü bulundu.
Bu rakama anne, baba, eş, evlat ve yakın akrabalar, yakın arkadaşları ekleyelim kaç kişi dersiniz? Onlarca değil binlerce. Yaşarken aynı anda kaç kişi ölmekte, ne kadar çok acı çekmekte, tahmini zor.

Eskiden ekonomik kriz koşullarından kadınların daha fazla etkilendiği söylenirken ne yazık ki günümüzde erkekler de aynı durumda. Bugün düşmüş olduğu ekonomik çıkmazdan çocuklarıyla ve eşi ile birlikte kendisinin de ölümünü hazırlayan babaları hatırlayalım. Bu insanlar iyi insanlardı ya da değiller miydi? Ya da biz mi eksik davrandık onlara?

Elbet hiçbir anne baba çocuğunu katil olsun diyerek yetiştirmek istemez. Evladının işlediği suçu gözyaşları ile utanarak anlatan ana babalar var. Bir de katil evladının cezasına bile haksızlık diyen, ölen kadını suçlayan hatta cinayete ortak olan ve cinayeti örtbas eden aileler de var. Sonuçta mezara sokulan onlarca yürek var. Dur diyoruz durmuyor dursun diyoruz yine durmuyor.

İstanbul Sözleşmesinin bir an evvel yürürlüğe girmesini , planlayarak hunharca cinayet işleyen katillerin ağır ama en ağır cezaları almasını

ŞİDDETLE! Bekliyorum!....

Sevgi ve saygılarımla.
Esin Esen

Yazıyı Sosyal Medya'da Paylaş!

0 Yorum

Köşe Yazısına Yorum Yazın