Canım babacığım..

Canım babacığım...dün yine kahvaltı masamızda o iç burkan anılarından birini anlattın ve yine ben sen görmeyesin diye göz yaşlarımı  içime akıtarak dinledim hikayeni.

           ''İlkokul birinci sınıftaydım.Okullar yeni açılmıştı.Öylesine yağmur yağıyordu ki hiç durmadan...çıplak ayaklarıma inat her gün,her an hiç durmadan...Sınıfımda benim gibi bir iki öğrenci daha vardı...yani kara lastiklerle okula gelen.Hele benimkiler ayağıma öyle büyüktü ki sınıfa girmeden içlerini boşaltmak zorunda kalıyordum.Halbuki diğer çocuklar...düşmesin diye anacığımın iple bağladığı patalonum ve kolları yıpranmış kazağımın yerine simsiyah önlükleri,bembeyaz yakalıkları,kumaş patalonları ve iskarpinleri...evet gıcır gıcır iskarpinleriyle geliyorlardı.Çalışkandım,hemde sınıfın en çalışkanı...yine de öğretmen beni en arka sıraya oturtuyordu.Ve ben lastik ayakkabılarımın eskiliği görünmesin diye değil,üşüyen ayaklarımı ısıtmak için hep ayaklarımı altıma alıp oturuyordum.Belki de çocuklar bunu görmesin diye öğretmenim beni arkaya oturtuyordu...hiç bilemedim.

           Sonra bir gün,bir okul çıkışı öğretmenim beni yanına çağırdı ''dersten sonra yanıma gel.'' Önce korktum. Bir hata mı yapmıştım...halbuki daha bu ders sınıfta hiç kimsenin bakmadan yazamadığı  alfabenin son on harfini ben yazmıştım tahtaya,lastik ayakkabılarım ve belimden iple bağlanmış patalonuma aldırmadan.Dersten sonra titreyerek gittim öğretmenimin yanına.O da ne...bir çift siyah iskarpin var elinde.Bana ''bunu Kızılay'dan verdiler al bakayım,bunlar senin'' dedi.Kim olduğunu bilmiyordum ama Kızılay amcadan Allah bin kere razı olsundu.

           Ayakkabılar uzun bağlarıyla birbirine bağlanmıştı.Bir elimde defterim ve öğretmenimin verdiği alfabem,diğer elimde canım kadar kıymetli ayakkabılarım...evin yolunu tuttum.Beceremiyordum ama sanırım ıslık çalıyordum.

Sonra ayakkabılarım olan elime gözüm ilişti...aman Allahım! ayakkabımın biri yok,upuzun bağcık yerde sürünüyor ve iskarpinimin teki yok...Yavaşça olduğum yere çöktüm yağmura çamura aldırmadan.Önce için için,sonra yüksek sesle sonrada bağırarak ağlamaya başladım.Bir kadın beni elimden tutup kaldırdı:

''Niye ağlıyorsun çocuk,birisi mi dövdü?''

''Hayır iskarpinimin teki düşmüş, okulda Kızılay Amca vermişti...''

Kadının o an yüzüme bakışı seksen beş yaşıma rağmen hala gözümün önünde.Dolu dolu gözleriyle:

''Ağlama bakalım,sen şurada beni bekle, ver bakayım ayakkabının öbür tekini...''

Aldı ve gitti.

Bıraktığı yerde bekliyordum.Saatlerdir mi bekliyordum acaba? Olsun gelirdi O,ben biliyorum gelirdi...Gerçi annem meraktan yollara düşmüştür,bulduğu yerde beni gebertir ama olsun...bu teyze mutlaka ayakkabımı bulurdu.Ve işte geliyor.O'da benim gibi yağmurdan sırılsıklam olmuştu.Ve elin...de...ayakkabım bir çiftti.Bulmuştu...yaşasın ayakkabımı bulmuştu.

''Çöpçü''dedi''bir saat önce kaldırımı süpürürken bulmuş .Ama ortalığı süpürmek için her saat başı geliyormuş buraya...onu bekledim bunca zaman...ama neyse ki geldi de ayakkabını koyduğu yerden alıp verdi...haydi şimdi doğru evine...ayakkabılarını da sıkı sıkı tut...''

''Teyze'' dedim ''Teyzem, evimize az kaldı, beni evimize kadar götürürmüsün, yoksa annem beni bu ayakkabıları sırtımda parçalayıncaya kadar döver.Şehri bilmiyoruz ya...kaybolurum diye ödü kopuyor,bu gün işe gitti,gitmese çoktan yollara düşerdi...''ağlıyordum...

           Ve elimden tutup beni evimize götürdü.Annem eve yeni gelmiş beni göremeyince deliye dönmüş bir halde tam kapıdan çıkıyordu.

''Hanım çocuğa kızma...ayakkabısının tekini kaybetmişti,onu aradık...neyse ki bulduk.'' dedi.Annem sert bir el itişiyle beni içeri yolladı.

''Çok sağ ol hanım... içeri gelmezmisin?'' Kadın annemin kızgın ve meraklı halini görünce bana bir şey yapmasın diye içeri girdi.Yerde ki iki üç minderimizden  birine oturdu.Öylesine rahat bağdaş kurup oturdu ki... bizim yaşantımıza alışkın olduğunu hemen anladım.

''Ben de hasta bir kadına bakıyorum öğlene kadar,öğlenleri kızı geliyor ben çıkıyorum.Oğlunu o ara gördüm yolda ağlarken''dedi.Sonra aynı dertlerden, aynı yoksulluklardan konuştular uzun uzun.Ve sonra gitti annemle birbirlerine tekrar görüşme temennisinde bulunarak.

             Ama O'nu bir daha hiç görmedik.Ne geldi ne de yollarda izine rastladım...

Şimdi üçüncü sınıftayım ve hala o ayakkabılarım ayağımda...biraz sıkıyor ama olsun.En azından ayaklarımı altıma alıp oturmak zorunda kalmıyordum.''

              Daha anlatacakları varmıydı bilmiyorum ama masadan kalktım.Göz yaşlarımı daha fazla tutamadım.''Ben gidiyorum''diyebildim sadece...Allah'a ısmarladık bile demeden çıktım.Ve bu göz yaşlarımı içime akıtarak dinlediğim onlarca yoksulluk hikayelerinden sadece bir tanesiydi CANIM BABACIĞIMIN...

                                                                                           SENİ ÇOK SEVEN KIZIN

                                                                                                        Aysel Koksal

Yazıyı Sosyal Medya'da Paylaş!

2 Yorum

  • bayrak-medya-yorumlar

    Nursel Karacan , 03 Haziran 2020

    Diğer bütün yol hikayelerini bizde okumak istiyoruz. Lütfen yayınlayın ve bu hem ders veren, hem hüznü, neşeyi bir arada yaşatan bu hikayeleri zevkle okuyacağız. Hocam yüreğinize sağlık.

  • bayrak-medya-yorumlar

    Sepil Demirkaya , 03 Haziran 2020

    Bu öyküyü daha önce de okumuştum.. Aynı tadı alarak tekrar okudum.. Diğer bütün yol hikayeleri de aynı güzellikte... Herkese okumalarını hararetle tavsiye ediyorum..

Köşe Yazısına Yorum Yazın