Çağdaş Olmanın Kurallarını Kim Koyar?

Çağdaş olmak görecelidir. Çağdaşlığı herkes ideolojisine göre tarif ediyor. Kimine göre içki içmek, dekolte gezmek, din, iman, örf ve âdet tanımama çağdaş olmanın gereği.

Bazılarına göre Bulunulan çağın anlayışına, şartlarına uygun olan, çağcıl, modern, asri bir yaşam. Ancak bu yaşamın kurallarını vazeden kim veya kimler.

İnancına ve kültürüne bağlı birine göre ise, hangi zaman ve neresi olursa olsun, Kendi inancını ve kültürünü yaşamak ve insanlığın mutluluğu için çalışmaktır Ama herkes inançsızların istediği şekilde çağdaş olsa, Din ve milli kültürüne bağlı olan tek başına da kalsa inançsızlara değil, kendi inanç ve milli kültürüne uyar. Çoğunluğa asla uymaz. Çünkü şu âyet-i kerime mealini bilir: (Yeryüzündeki insanların çoğuna uyarsan, seni Allah yolundan saptırırlar.) [Enam 116]

İşin içinden çıkamayınca, Türk Dil Kurumunun çağdaş kelimesinin karşılığına bakmak gerekti. Türk Dil Kurumu Sözlüğü’nde çağdaş kelimesinin karşılığında şöyle yazıyor: .. Aynı çağda yaşayan, çağcıl, asri, muasır… Yani bu durumda Freud ve Hitler çağdaştır… ya da Atatürk ve Mussolini de çağdaştır. Mesleyi bu açıdan ele alırsak çağdaş olmayan insan yoktur.

Peki içinde bulunduğumuz 21. yüzyılın anlayışı nedir? Bu çağda çağdaş olmak için hangi anlayışı benimsemek, nasıl yaşamak gerekir? Günümüzde çağdaş kelimesinin altındaki anlam ile, genellikle, batılı normlarla yaşamak anlaşılmakta… batının değerlerini benimsersen çağdaş oluyorsun… yani türban takmazsan çağdaşsındır… Van’daki çoban şalvar giydiği için çağdaş değildir… Veya Mozart dinlersen de çağdaş olursun.

Kısaca belirtmek gerekirse 21. Yüzyılın çağdaşlık kelimesinin altındaki anlam, genellikle, Batılı normlarla yaşamak anlaşılmaktadır. Batının değerlerini taklit edersen çağdaş oluveriyorsun. Türk sanat müziği dinlemek çağdaşlık değildir. Çağdaş olabilmek için opera dinlenmeli, içki içmeli, danslarda, balolarda oturup kalkmanın kurallarını öğrenmek çağdaş olmanın yolu.

Oysa Atatürk’ün bahsettiği çağdaşlaşma; bilim, teknoloji ve sanayi nerede ise; o ülkelerin seviyesini yakalamaktır. Reşat Nuri Güntekin’in romanı “Yaprak Dökümü”, Tanzimat'tan sonra toplumumuzda başlayan batılılaşma hevesini anlatır. İnsanca ve adilane yaşamak, çağdaşlaşmak; batılılaşmak olarak yanlış anlaşıldığından; yüzyıllarca süren gelenek ve göreneklerimizden, karakterimizden sıyrılma olarak kabul edildiğinden, bu, toplumda bir takım kavram kargaşalarına, ayırımcılıklara ve hatta acılara sebep olmuştur. Bugün bile bunun derdini hala çok fena çekmekteyiz…

Yazıyı Sosyal Medya'da Paylaş!

0 Yorum

Köşe Yazısına Yorum Yazın