Bu da Babamın Hikayesi-3

İlk okul ikinci sınıftaydım, yine sırtımda kolu yamalı kazağım, belimden annemin iple bağladığı boyu biraz daha  kısalmış pantolınum ve ayağımda geçen sene Kızılay amcanın verdiği iskarpinlerim... onları okul tatil olunca hiç giymedim eskimesin diye. Ve şimdi yepyeni ayağımdalar. Her zaman sınıfa en erken giden üç beş öğrenciden biriydim ama bugün biraz geç kalmıştım yani sınıfın yarısı gelmişti neredeyse. Başım ağrıyor, gözlerim yanıyordu. Yerime geçtim, gözlerim kendiliğinden kapanıyordu. Yanımdaki arkadaşım beni sıradan itince kendime geldim. " kalk lan yanımdan, sabah sabah bu kadar hamsiyi nasıl yedin, leş gibi hamsi kokuyorsun". Yok valla hamsi yeme...sözümü tamamlamadan öğretmenimiz sınıfa girdi. Her zaman ki gibi Andımızı okuduk, yoklama yaptı, bir iki kez sınıfı derin derin kokladı sonra kaşlarını çatarak " hanginiz sabah sabah hamsi yedi, sınıfı hamsi kokusu sarmış...çabuk söylesin kim yediyse..." kimsede çıt yok, yanımdaki önümdeki, arkamdaki arkadaşlarıma baktım suçlu suçlu. Öğretmenimiz Hayat Bilgisi kitaplarımızı açtırdı, konuyu biraz okudu " hayır okuyamıyorum kim yedi hamsiyi burnum düştü" dedi ama sınıfta yine çıt yok. Sonra sıralar arasında hızlı adımlarla yürüyor benim sırama yaklaşınca biraz yavaşlıyordu. Sonra sıramın yanında durup sessizce " teneffüste yanım gel" dedi. Bu sefer suçumu bildiğim için hiç bir tepki vermeden zilin çalmasını bekledim. Öğretmenimiz dersten çıkarken " çocuklar pencereleri ve kapıyı açın, cereyan yapsında şu koku çıksın, kapıya pencereye dikkat edin çarpmasın" dedi ve sınıftan çıktı. Çıkarken de göz ucuyla ama sertçe bana baktı. " Geliyorum öğretmenim" dedim kendi duyabileceğim bir sesle. Beni kolumdan tutup bahçeye çıkardı " ben seninle ne yapacağım Cavit,  gün geçmiyor bir sıkıntıyla geliyorsun sınıfa, ne diye yedin bu kadar hamsiyi sabah sabah, leş gibi kokuyorsun...ya anan? O da mı düşünemedi kokacağını bu kadar balığı yedirirken". " Vallahi yemedim öğretmenim" derken zaten uykusuz olan gözlerimden yaşlar dökülmeye başladı. " "Yalan söylemek hiç sana yakıştı mı Cavit, hamsi kokuyorsun hemde iki üç kilo yemiş gibi..." "Yemedim öğretmenim..." Oğlum niye kokuyorsun öyleyse?"
Öğretmenim dün akşam üzeri annem limana gitmiş.Bir çok kayık balıktan dönmüş, balıkları boşaltırken birazı da yere dökülüyormuş, annem önünden önliğünü çıkarmış ve dökülenleri toplamaya başlamış. Kayıkta ki genç bir balıkçı anneme " teyze sen onları bırak, buraya gel"  demiş. Annem " yere dökülenleri alıyordum, hemen bırakırım oğlum demiş. " sen buraya gel teyze" demiş irikıyım balıkçı. Annem başı dimdik " oğlum gözünüzün önünde alıyordum, art niyetim yoktu..." Teyzem sana art niyetin var diyen oldumu, ben sana kayıktan verceğim...Ahmedo şu yağ tenekesini bana ver" demiş, annem şaşkın, bakınırken delikanlı yirmi kiloluk tenekeyi yarıdan fazla doldurup vermiş anneme " taşıyabilin mi teyze", " taşırım yavrum taşırım, Allah bin kere razı olsun.
Anneme kapıyı açtığımda hala fısır fısır dua ediyordu. " Bu ne anne, bu ne kadar balık, ne yapacağız bu kadar hamsiyi" dedim. " Avdan dönen bir balıkçı verdi,  soru sorup durma da ayıklayıp paklayalım şunları, sabaha kalırsa kokar, bir işe yaramaz, limandan buraya kadar öle bayıla taşımam da cabası...hadi otur şuraya" Anama karşı gelmek haddime mi öğretmenim, üstümü bile değişmeden oturduk balığın başına, ara sıra duraklasam, yada gözlerim  kapansa anam elim kirli demeden bir yerlerime okşarcasına bir çimdik atıyordu. Temizleme işimiz bitince sabah ezanı çoktan okunmuştu, anam abdestini alıp namaza durdu, bende elimi yüzümü yıkayıp uykumu açmaya çalıştım. Namaz sonunda annem balıkçıya dua ediyor, bu kış da rızkımızı verdi diye Tanrı'ya binlerce kez şükrediyordu. Sonra ekmeğin arasına peynir koydu, " balık kızarta bilsem ekmeğinin arasına hamsi koyardım" dedi. Peynirli ekmeği elinden kaptım, valla anam zihnim açılsın diye çiğ balık bile koyardı ekmeğimin arasına. "İşte böyle öğretmenim valla balık yemedim, anam üstümü değiştirmeme bile fırsat vermedi, hamsi kokusu her yerime sindi...ben ne yapabilirdim ki öğretmenim..."
Öğretmenim yüzümü ellerinin içine aldı, şöyle bir sarılır gibi oldu...ama sarılmadı, sarılsa O da balık kokacaktı. 
"Hadi   Cavit sen  şimdi eve git, bu gün okula gelme, annen seni bir güzel yıkasın, giysilerini kaynatsın, yarın mis gibi gelirsin. Öğretmenimin yanından mahçup...başım önüme eğik  yürüdüm on, on beş adım...sonra dönüp arkama baktım, öğretmenim göz yaşlarını silerek beni yolcu ediyordu. Dudaklarında ise buruk bir tebessüm vardı. 
Kend kendime " öğretmenim anamdan sonra bu dünyada en çok seni seviyorum" dedim...

Yazarın notu:
Canım babam bu hikayeni seni kaybettikten sonra yazdım ama kabrini ilk ziyaretimde okuyacağım sana. Sen her zaman beni duydun, bunu da duyacaksın eminim...
Özlemimi  seni yazarak gidermeye çalışıyorum. 
Seni çok seven Aysel'in.

Yazıyı Sosyal Medya'da Paylaş!

0 Yorum

Köşe Yazısına Yorum Yazın