Biz Türküz...

Sevgili okurlar, ilk paylaşımında "Seferihisar'ın doğa sorunu" adı altında bir köşe yazımı sizlerle paylaştığımda, kendimi açmadan yaptığım paylaşımın üzüntüsünü yaşamaktayım.

Sevgili okurlar, Aslen Karaman'ın Ayrancı ilçesinde 31.07.1940 senesinde dünyaya gelmiş, İlkokul-Ortaokulu Ayrancı'da, Sanat Enstitüsü'nü Konya'da okudukten sonra İstanbul'a ve İstanbul'dan da sonra yolum Almanya kadar uzamıştı.

Artık, Çok okuyan toplumu olan ve okuma alışkanlığı kazandırılmamış iki topluluk arasında var olabilmek için kendime bir yer arayışı içerisine girmiştim. Bu Yaşamın övküsünü ilk önce çok okuma alışkanlığı olan toplum içerisindeki yaşamımdan kısaca değinmek istiyorum.

1969 senesinin başlarında gitmiş olduğum Almanya'da, başlangıçta yaşadığım sorunlar beni bir yabancı ülkede ayakta kalabilmek için bir uğraşa yönlendirmişti. Daha başlangıçta Türk işçileri yardımlaşma derneğinde ve daha sonra 1979 senesinde Alman sosyal Demokrat Partisi içerisine girdiğinde, parti içerisinde tek yabancıydım. Daha fazla dilde bilmeden siyasete atılmış olmam, kendimi bir boşlukta hissediyordum.

Parti içerisinde var olabilmek için 30 Arkadaşımı da partiye kayıtlarını yaptırmıştım. Arkadaşlarımın katılımıyla bir güç sahibi olma durumuna gelmiştik. Almanya'da ilk siyasi girişimim, partinin Genel merkezine bir mektup yazarak "Parti içerisinde Almanya genelinde Türk çalışma gruplarının oluşturulmasını" önermiştim. Yazmış olduğum mektuba karşılık yazmış olduklari mektupta "neden yabancılar çalışma grupları değil." diye bir soru yönetmişlerdi. Yazdığım cevabı mektupta "Biz daha yabancı olamadık. Biz Türküz. Hiç bir yerde yabancılar çıksın gitsin diye yazmıyorlar. Yalnız Türkler çıksın gitsin diye yazıyorlar. O yazıları sildirdikten sonra ismimizi yabancılar grubuna dönüştürebiliriz." dediğinde, 10 gün gibi kısa bir zaman içerisinde Almanya'da çıkan gazetelerden Hürriyet, Milliyet, tercüman gazeteleri ana başlık atmışlardı. "Almanya'da SPD içerisinde Türk çalışma grupları oluşturuluyor. Oluşturan Halil Uçar" diye iki küçük başlık atmışlardı.

Kızımın gitmiş olduğu Okulda aile birliği başkanı olduktan sonra Türklerin ağırlıklı oturduğu bölgelerde çocuklarının gittiği sınıflarda yabancı çocukların katılım oranı %60 ları aşıyordu. Alman çocukları lse azınlıkta kalıyorlardı. 

Yaşadığım eyalet içerisindeki eğitim bakanı'ndan Milletvekilleri'ne kadar mektuplar yazarak "Nasıl olurda bir ülkenin çocukları kendi ülkelerinde azınlık sınıflarında okurlar? Okulda verilen eğitim, azınlığa göre mi? Yoksa çoğunluğa göre mi verilmektedir? Okulda verilen eğitim çoğunluğa göre veriliyor ise, ülkenin çocukları neden yavaşlatılmış eğitim alıyorlar? Azınlığa göre veriliyor ise, çoğunluk olan yabancı çocuklar dersleri nasıl takip edebilecekler." Diye yazmış olduğum mektup, iktidar Partisi ve muhalefet partisi Milletvekilleri karşı karşıya getirmişti.

1982 senesinde oturmuş olduğum şehrin ismini alan "Krefeld okul modeli" adı altında yepyeni bir sistem yaşama geçirilmişti. Almanya içerisinde bu sistem. beklenmedik yankı uyandırmıştı ve hatta eğitimle uğraşan bir kuruluş tarafından altın nişanla ödünlendirilmişti.

Bir yabancı olarak Almanya'da 1984 senesine gelene kadar "oturma Hakkı almış olsa dahi" Avrupa Birliği dışından gelen yabancı işçilere serbest çalışma yasağı vardı. Bu yasağı da muhalefet partisinin milletvekili ve Partimin milletvekili ile kurmuş olduğum iletişimle bir kararname çıkarttırarak, Avrupa Birliği dışından gelenlere de iş yeri açma hakkı verilmiş oluyordu.

Şu anda yalnız işçi olarak giden Türklerin 70 binin üzerinde iş yerine kavuşmuşlardır. İşte bu ekonomi güç, daha önce horlanan, itilip kakılan Türkler, Alman toplumu ile uyum sorununu ortadan kaldırmasına büyük katkısı olmuştur

Bu yapılan çalışmanın belgesi, muhalefet partisinin milletvekilinin "Artık Yasak kalkmıştır." diye göndermiş olduğu mektuptur.

Yazıyı Sosyal Medya'da Paylaş!

0 Yorum

Köşe Yazısına Yorum Yazın