Beton Canavarı...

 

Değerli Okurlar Merhaba;
    Bugün Seferihisar ve Sığacık’ta biraz vakit geçirdim. Bakmaya doyamadığım güzelliklerini içime çektim. Havası, yeşili, doğası ve sakinliğiyle ün salan Seferihisar’a iyi ki yerleşmişim diye de içimden geçirdim. Yaşamın kolay olduğu kentlerin uluslararası ağı Cittaslov’ a yani sakin şehirler ağına kabul edilen ilk Türk şehri olarak biliniyor. Şu yaşanılası bir ömre bedel beldenin bir zamanlar o kadar çok reklamı yapıldı ki sakin şehir olmaktan yükselen şehir konumuna geçti. Özellikle Seferihisar’ın merkezinde yok yok, ünlü markalardan tutun küçük markalar bile revaçta. Her istediğinize ulaşabiliyorsunuz. Tabii ki ciddi avantaj.  Bu belde doğasıyla, deniziyle, toprağıyla ve mandalina bahçeleri ile anılır. Mandalina bahçelerinin önünden geçerken mis gibi kokusunu hissetmenin huzurunu, yaşadığınız ana birden hoşluk getiren o tadı unutmak mümkün değil. İnsanın oradan bir daha geçesi gelir.  
    İlçenin ana gelir kaynağı mandalina Seferihisar’ın en önemli ürünü. Seferihisar  Belediyesinin mandalinanın kurusunu dış piyasaya sürmesi ise alkışlanacak bir durum. 
    Beni bu süreçte tedirgin eden mandalina bahçelerinin satılarak müteahhitlere sunulması. Üzücü olan o güzelim mandalina kokusunun giderek azalması. Bahçe çitlerinde asılı olan satılık levhalarını görünce ne kadar çok üzülüyorum bir bilseniz.  Bahçelerin betona feda edilmesi süreci 1985 yılında İller Bankası aracılığı ile yapılmış ve mandalina bahçeleri imara açılmış. Günümüzde köylülüğün bitirilme gayretini de eklediğimiz zaman hızlıca kayıplar devam etmekte. Mandalina üreticilerinin emeklerinin karşılığını alamaması, pazarlamanın etkin karla yapılamaması, markalaşmanın istenilen seviyeye taşınamaması bu süreci hızlandırmakta. Mandalina üreticilerinin dertleri ve haklı serzenişleri ciddiye alınmalı. Devletin sözde üreticilere vermiş olduğu teşvik ise tam tersine onların ceplerinden daha fazla para çıkmasına sebep olmakta. Örneğin Akdeniz sineği ile mücadelede kullandıkları kutuları 20 liraya alırken teşvikle 40 liraya almak zorunda olduklarını ve aslında teşviğin bu kutuları satan esnaflara yaradığını söylüyorlar. Ayrıca ürünlerini çek ile satan üreticilere bankalar çekin sahibine kefil olurken çek karşılıksız çıktığı zaman sadece % 10 unu ödüyor. Zararı büyük olan üretici zaman içinde bahçesini satmak zorunda kalıyor. 
     Betonlaşma canavarı böylece uyanıyor ve yavaş yavaş yeşili yiyerek bize daha az nefes alma alanı bırakıyor. Bu canavar giderek büyüyor ve artık doymuyor. Giderek daha çok yeşil istiyor daha çok beton yapabilmek için. O büyürken doğal kokular hissedilmez oluyor, yeşil ağlıyor, doğa isyan ediyor. Devlet büyüklerinin betonu değil yeşili sevmelerini, seslerini duymalarını istiyorlar.
      Sevgi ve saygılarımla…
 

Yazıyı Sosyal Medya'da Paylaş!

0 Yorum

Köşe Yazısına Yorum Yazın