Aldı Sazı Eline...

Öğrencilerimin " derse ara vermeyelim hocam, konu bölünmesin" ısrarları ile teneffüssüz iki dersten sonra yorgun argın sınıftan çıktım, neyseki bu dersim boştu, herkes derse gittikten sonra öğretmenler odasında ki koltuklardan birine attım kendimi...  şöyle bir arkama yaslanıp gözlerimi yummuştum ki kapı açıldı ve uzun boyluca, esmer, kara kaşları, gözleri ve yoğun  saçları nededeyse tüm yüzünü kaplamış, genç bir hanım girdi içeri. "Buyurun kime bakmıştınız" dedim. " Ben matematik öğretmeniyim , buraya atandım" dedi. Şaşırmıştım zira okulda otuza yakın matematik öğretmeni vardı ve en çok dersi olan sekiz saat derse giriyordu. Okul, Samsunun göz bebeği okullardan biri olunca torpili olan geliyordu. "Adım Nuray" dedi. " hoş geldiniz, ben Aysel, İngilizce öğretmeniyim" dedim. Sonra hiç birşey konuşmadan oturduk. Ben insanlara nereden geldin, nerelisin gibi sorular sorup, böyle sohbet ortamı yaratmayı hiç sevmem...tekrar arkama yaslanıp  gözlerimi kapattım ve ders zilinin çalmasını bekledim. Yeni öğretmenimiz her içeri gelene " hoş buldum" deyip kendini tanıtmak zorunda kaldı. Bizim öğretmenlik zamanımızda öğlene kadar derse girer, öğleden sonra okulda nöbet tutardık. Ben okulun dokuz sınıflı koridorunda tek başıma nöbet tutardım. Bir hafta sonra yeni gelen matematikçi arkadaşı benim koridoruma nöbetçi olarak verdiler. Doğrusu sevinmiştim zira sabah altı saat derse girip öğleden sonra nöbet tutmak çok yorucu oluyordu. Nuray hanım sabah  son iki saate geliyor, öğleden sonra da nöbet tutuyordu tabii nöbet tutmak denirse...koridorun bir köşesine çekilip, benim öğrencileri sınıflarına sokmamı izliyordu sadece. Bu böyle iki veya üç hafta sürdü. Nuray hanım sabah iki saat dersine giriyor sonra hasta sevk kağıdı alıp gidiyordu...sanırım dördüncü haftasıydı,  öğretmenler odasına girdim ve hoca hanımın elinde yine sevk kağıdı..." Ne o, yine sevk mi aldın" dedim biraz sert bir sesle..." evet hocanım, başım çok ağrıyor da..." Çok sinirlenmiştim " Müdür bey her hafta,  hemde her pazartesi nasıl imzalıyor bunu, biz ayda yılda bir sevk isteriz binbir ahiret sorusuyla imzalar" dedim ve elinde ki sevk kağıdını alıp yırttım " hiçbir yere gitmiyorsun, nöbet tutacaksınız hocanım" dedim...hiç birşey demedi, bir iki yutkundu ve " afedersiniz hocam,
tamam" dedi. Doğrusu yaptığıma şaşırmıştım ama Onun sakince kabullenmesine daha çok şaşırmıştım.
Ertesi hafta nöbet arkadaşım okula elinde bir sazla geldi. Bak ne güzel kadın saz da çalıyormuş dedim kendi kendime... Öğretmen arkadaşlar sınıflarına gitti , oda da ikimizden başka kimse yoktu ve Hocanım sazını aldı eline...tıngır, tıngır...tıngır tıngır...akort yapıyor galiba dedim...ve bu tıngırtı üç ders boyu sürdü sonunda dayanamayıp " Nuray'cığım hadi artık birşeyler çalda dinleyelim'' dedim. " Ben henüz çalmasını bilmiyorum ama öğreneceğim inşallah" demez mi..." haydi hayırlısı" dedim ve kitabımı elime alıp bir köşeye çekildim. O da sazını kılıfına  itinayla yerleştirip bir şeyler karalamaya başladı. " Yazılı yapacağım önümüzdeki hafta, soruları hazırlayayım bari" diyerek masanın bir köşesine de O geçti. Tekrar nöbet yerimizden öğretmeler odasına döndüğümüzde bir matematik öğretmeni daha oturuyordu. Nuray hanım hemen hazırladığı sorulardan birini Ona göstererek" Hocam siz bu soruyu hangi yoldan çözerdiniz" dedi ve Muammer bey gösterdiği soruyu kağıdın arkasına çözüverdi..." ya bu soruyu?". Arkadaş onuda çözdü bir üçüncüyü sormaz herhalde dedim kendi kendime, sormadı da zaten. Ama zil çalıp da arkadaşlar odaya gelince bir başka matematikçinin yanına gitti, bana da " Hocam siz çıkın ben geliyorum" dedi. Anladım Nuray iki soru da Ona çözdüreceksin dedim kendi kendime...tabii nöbet yerine gelemedi. Ben odaya dönünce " kusura bakmayın Hocam arkadaşa birşey sormuştum da biraz uzun sürdü, gelemedim."  dedi. " anladım Nuray bu arada cevap anahtarını da hazırlatmış oldun arkadaşlara" dedim. Öyle mi diyorsunuz hocam dedi biraz mahcupça...
Diğer nöbet günlerimizin çoğu saatleri Nuray hanımın saz tıngırtılarıyla geçiyordu ama bende de sabır taşı çatlamak üzereydi, okuduğumu anlamakta zorluk çekiyor, bir satırı birkaç kez okumak zorunda kaldığım oluyordu...Sanırım beşinci haftamızdı...yine sazını aldı eline...tıngır tıngır...tıngır da tıngır...bir karınca adımı ilerleme yok...hem nasıl olsun, kendi kendine öğrenilecek birşey değil bu. Yine yorgun bir hafta başı...yine yorgun bir nöbet günü...bir ders boyu dinledim Nuray hanımın tıngırtısını...ve sonunda hışımla yerimden kalkıp yanına gittim " Hocanım Allah aşkına bırakın şu sazı elinizden, yoksa sazının bir yerine zarar vereceğim, sayenizde iki satır yazı okuyamıyorum, okuduğumu anlayamıyorum, kafam şişiyor haftalardır...yeter artık...ya kursa filan gider şu mereti çalmayı öğrenirsin( sevgili saz söylediklerim için çok özür dilerim çünkü  seni dinlemeyi gerçekten çok severim, hiddetim sana değil) ya da bu sazı bir daha elinizde görmeyeceğim...yeter yaa..."  Şaşkınlıkla yüzüme baktı ve kalkıp yavaş hareketlerle sazını kılıfına yerleştirirdi. Ve duyulur duyulmaz bir sesle " özür dilerim" dedi.
Ondan sonra ki nöbet günlerimizde mecbur olmadıkça konuşmadık.
Sene sonu yaklaşmıştı, birgün aşağıda misafir bekleme salonunda birini bekliyordum sanırım. Bir bey geldi, selam verip karşımda ki koltuğa oturdu, belli ki birini bekliyordu...sonra Nuray hanım geldi " hoş geldin canım, sana İngilizce öğretmenimiz, hani evde ara ara bahsederim...hasta sevk kağıdımı yırtıp bana işimi kaytarmanın bir yararı olmadığını, nöbet tutmayı   sevdiren...cevap anahtarımı başkalarına çözdürmekle değil kendi bilgimle çözmem gerektiğini anlamama yardımcı olan...ve en önemlisi seninle kavga ile de olsa SAZ kursuna gidip saz çalmama sebep olan çok değerli, sevdiğim ve sonsuz saygı duyduğum Aysel hanımla tanıştırayım"... "Eşim, kendisi de Milli Eğitim Müdürlüğünde çalışıyor hocam" dedi. Ne diyeceğimi bilemedim, benim için için kızdığım, sonra da kendime hakim olamayıp tavır aldığım bu gencecik öğretmen bana kızmayı bırakın, benden birşeyler öğrenmeye...her karşı gelişlerimden kendine dersler çıkarmaya gayret etmiş. Kırdığım için üzüleyim mi, yoksa bazı şeyleri algılamasına yardımcı olduğum için kendimle gurur mu duyayım bilemedim. Sadece "hoş geldiniz beyefendi, tanıştığımıza memnun oldum...eşinizle gurur duyun O iyi bir genç ve iyi bir öğretmen" diyebildim kendi duyabileceğim bir sesle...

Yazıyı Sosyal Medya'da Paylaş!

0 Yorum

Köşe Yazısına Yorum Yazın