Zülfü Livaneli...

Namaza yaklaşmayın!
Bu delirmiş kesimler aklını başlarına toplamazsa kendi çocuklarını da cehennem ateşine atacaklar
Uzun söyleşi içinde Atatürk’ün el yazısıyla kayıtlara geçen önemli bir cümlesine değindim. ‘’Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.’’
Bazı orduevlerinin duvarlarına da yazılmış olan bu müthiş değerlendirmeyi Atatürk, büyük entelektüel birikimi ve teorik bilgisiyle yaratmış. Halkın ulusa dönüşümü sürecini ve bu ülkenin etnik kökene dayanarak kurulmadığını olağanüstü biçimde ifade etmiş.
Gelin görün ki bırakın yazıyı, cümlenin tamamını bile okuyamayan birileri “Hiç böyle bir söz duymadım!’’dan başlayıp (kendilerinin duymadığı her bilgiyi gerçek dışı sanıyorlar), Orta Asya’ya kadar gitmişler.
İmparatorluk yıkıldıktan sonra üç kıtadan son sığınağımız Anadolu’ya gelen; dili, mezhebi, kültürü, yemeği, müziği ayrı Osmanlı tebaasından kaynaşmış bir ulus yaratmak, Belgrad’dan gelenle Halep’ten geleni aynı potada birleştirmek için söylenmiş bu dahice sözü anlamak için üstün bir zeka gerekmez, ama kirlenmemiş duygularla, sağlıklı bir ruhla okumak gerekir.
Birbirini ‘’muhacir, ‘’gavur’’, “dağ Türkü’’, ‘’Arap uşağı’’, Acemi (koskoca Acem kültürünü hem de), Laz kafası, gavur İzmir, suyun öbür yüzü vs. gibi onlarca sıfatla aşağılayan bir karmaşadan modern bir ulus devlet yaratmak azminin ifadesi bu sözde saklıdır.
Bugün Atatürk’ün, Cumhuriyeti yaratan güce Türk halkı değil de neden “Türkiye halkı” dediğini, millet için ise neden “Türk Milleti” ifadesini kullandığını anlayabilsek, bu kadar evladımızı kaybetmezdik.
Ama mesele bundan da öte. Bir söyleşi vesilesiyle anlatmak istediğim şey; Türkiye’nin kutuplaşma zehriyle geldiği delirme noktası.
İspanya’da babanın oğlu öldürdüğü kutuplaşma bir günde başlamadı, Viva La Muerte (yaşasın ölüm) çığlıkları durup dururken yükselmedi, karşılıklı bir nefret birikimi sürecinde ortaya çıktı. Ve sonuç: Bir milyon ölü, yanmış yıkılmış şehirler ve çok uzun sürecek bir dikta rejimi.
Ağzımdan yel alsın ama biz de bu akıl tutulmasına dörtnala gidiyoruz galiba.
Yıllardır yaşadığımız şey şu: Aybüke öğretmeni, Eren Bülbül yavrumuzu, Necmettin öğretmenimizi ve daha yüzlercesini PKK katlediyor, en ağır kelimelerle suçluyoruz, lanetliyoruz. Hemen itirazlar yükseliyor. Ama devlet de ne kadar öldürüyor biliyor musun?
Evet, biliyorum kardeşim.
Zaten bildiğim için Uğur Kaymaz yavrumuzdan, Cizre’de, Şırnak’ta katledilenlerden söz ediyorum. O zaman da başka bir kesim diyor ki: Ama PKK’nın öldürdüklerini görmüyorsun.
Görüyorum kardeşim, hepsini görüyorum ama kusura bakmayın çocuk cesetleri üzerinden siyaset yapmayı, ölen çocuğu şu kesimden bu kesimden diye ayırmayı dünyanın en aşağılık davranışı olarak niteliyorum.
Benim yaşım zaten geçti ama bu delirmiş kesimler aklını başlarına toplamazsa kendi çocuklarını da cehennem ateşine atacaklar.
*Düşünce emek işidir, kılı kırk yarmayı gerektirir, sürekli ‘’acaba’’ sorusuyla ilerler; militanlar-müritler-fedailer, canlı bombalar, troller, fanatikler düşünemez.
Gelelim namaz bahsine.
Yazının başlığı niye namaza yaklaşmayın biliyor musunuz:
Birileri hemen atlayıp “Aa bak laikler namaz kılmayın dedi’’ tuzağına düşsün diye.
Belki bir akıllı adam da çıkıp der ki: Hemen atlama evladım, Kuran-ı Kerim Nisa Suresi 43. Ayeti hatırlatarak, emri tam anlayın demek istiyor: Ne deniliyor ayette: Ey inananlar, namaza yaklaşmayın ne söylediğinizi bilmeyecek kadar sarhoşken ve yolda değilseniz yıkanıncaya dek cünupken.
Coşkun bir çağlayanın yanına bile gitsen alabileceğin su testin kadardır kardeşim. Onun için biraz oku, testini büyütmeye bak.

Yazıyı Sosyal Medya'da Paylaş!

0 Yorum

Köşe Yazısına Yorum Yazın