'Yurtta Sulh, Cihanda Sulh'

 Atatürk, “Yurtta sulh cihanda sulh” sözünü ilk kez 20 Nisan 1931’de hazırladığı seçim beyannamesinde kullanmıştı.

Şöyle diyordu:

“Umumi siyasetimizi şu cümle açıkça ifadeye kâfidir zannederim; yurtta sulh, cihanda sulh için çalışıyoruz.” Atatürk bu ifadeyi sonraki yıllarda da yeri geldikçe kullandı. Zira çok sık “yeri geldi”. 1930’lar Hitler’in, Mussolini’nin yükselişte olduğu yıllardı. 2. Dünya Savaşı’nın ayak sesleri duyuluyordu. Atatürk istese, “Ben ki yedi düveli yendim, bir daha gelin bir daha yenerim” diye başlayıp, kalan ömrünü sadece hamasetle iktidarda geçirebilirdi. “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesi bir taraftan; yurt içinde huzur ve güven içinde yaşamayı diğer yandan da ulusrarası barış ve güvenliği hedef tutar. Bu prensip iç politikanın ve dış politikanın esasını teşkil eder.. Bu bakımdan “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesini iç ve dış politika ile birlikte ele almak gerekmektedir. “Cihanda Sulh” ise uluslararası barışın korunmasını, uluslararası ilişkilerde sağa sola kuvvete ve kuvvet tehdidine başvurmamayı, uluslararası uyuşmazlıkların barışçı yollarla çözümlenmesini öngörür.. “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesinin temelinde yatan insan sevgisi ve insanlık anlayışıdır. Atatürk, “Biz kimsenin düşmanı değiliz, yalnız insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız

.” YURTTA SULH; Yurtta sulh sosyal hayatın düzeni, vatandaşın devlete güvenini, devletin de ülkede asayişi ve otoriteyi sağlamasını sonuç verir.. Ülkede kanun hakimiyeti ve hukuk hükümranlığı yurtta sulh ilkesinin tabii sonucudur.

Modern devlet tüm uygulamalarında hukuk kurallarına uyan devlet demektir. Hukuk devleti, halkına hak ve özgürlükleri kullanımında hukukun güvenliği sağlayan devlet düzenidir. Aynı zamanda demokrasinin hukuk, ve siyasi rejim olarak varlığının ve devamının hukuk devletine bağlı olması gerçeğidir. Hukuk devleti anlayışına yer vermeyen demokrasi, demokratik hüviyetini kaybeder. Yurtta sulhü sağlayamayan devlet insan haklarından, özgürlüklerden bahsedemez ve zaten kendisinin bekası için bu hakları olduğunca kısıtlar.

CIHANDA SULH.,  Cıhanda sulh, milletler arası ilişkilerde kuvvete ve kuvvet tehdidine baş vurmamayı milletlerarası uyuşmazlıkların barışçı yollar ile çözülmesini öngörür. Bütün milletleri barış içinde refaha, saadete ve daha ileri oygarlık çağına yönetmeyi ifade eder.

İç politikaya dönük dış politika uygulayarak; diplomatik yol ve söylemler yerine hamasi söylem ve tehditler ile ilişkileri zedelemek cıhanda sulh ilkesini yaralayan en büyük tehlikedir. Hem kendi ülkesindeki ekonomik, siyasi ve sosyal düzeni bozacağı gibi; uluslar arası sahada da yalnız kalmaya mahkum olur. İslam’ın temel mesajı, evrensel barış ve uzlaşı olduğudur. Kur’an-ı Kerim’dir. Kur’anı Kerim’in temel hedeflerinden birisi de, insanlar arasındaki ayrılıkları kaldırarak tüm insanlığı müşterek bir kardeşlik, uzlaşı ve erdem üzerinde toplamaktır. Bu konudaki ilkesi, bu dünyada üzüntü, acı ve ıstırap çekmede, Müslim ve Gayrimüslim herkesin eşit olması, bir Müslüman’ın, birisine veya Gayrimüslim bir kişiye, hak ve adalet dışı davranmaması ve verdiği sözde durmasıdır.

İslam, hukuk ve adalet dinidir. Uluslararası ilişkiler, Müslim ve Gayrimüslimler arasındaki ilişkiler olarak düşünüldüğünde, bu ilişkilerin düzenlenmesinde hukuk dışılığa sapılamamaktadır. 1932 yılında ABD’nin Türkiye Büyükelçisi olarak atanan Charles Sherrill, Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı sonrası Yunanistan’dan tazminat istememesine şaşırıyor. “Tüm Ege illerinizi yakıp gittiler, niye tazmin istemediniz” diye soruyor. Atatürk şu yanıtı veriyor: “Barışın getireceği fayda, savaş tazminatından daha yüksekti...”

Sherrill, anılarında şu notu düşüyor: “Bu kadar ileri görüşlü bir devlet adamına rastlamadım...” Atatürk’ün büyüklüğü sadece savaşı kazanmasında değil... Barışı da kazanmasındaydı!

Yazıyı Sosyal Medya'da Paylaş!

0 Yorum

Köşe Yazısına Yorum Yazın