Tanık Olmak...

2013 237
2014 294
2015 303
2016 328
2017 409
2018 440
2019(ilk 7 ay) 245
Yukarıdaki sayılar yaklaşık 7 yılda ülkemizde erkekler tarafından öldürülen kadınlarımızın sayısı. Eşleri, eski eşleri
babaları, erkek kardeşleri, sevgilileri tarafından hunharca katledilen kadınlarımızın sayısı kısacası utanç
tablomuz. Şiddete karşı sesini yükseltenlerin 2019 yılının son beş ayında daha kaç kadın cinayete kurban
gidecek korkusuyla atarken yürekleri, bir kadın cinayeti videosu sayesinde ilk kez tepki verdi güzel ülkemizin
sakinleri. Bu defa Münevver Karabulut ve Özgecan Aslan örneklerinde görüldüğü gibi cinayet ile ilgili
konuşanların sayısı konuşmayanların sayısından epeyi fazla oldu. En suskunlar bile sosyal medya üzerinden pek
çok paylaşım yaptılar. Çünkü ilk kez trajik ve kanlı bir kadın cinayeti canlı canlı kaydedilmişti. Suskunlarımız
alışıktı kadın cinayetleri haberlerinde cansız kadın bedenlerinin yer aldığı haberlere. Fakat bu defa sosyal
medyada dolaşan video dehşete düşürdü, galeyana getirdi en umarsız suskunlarımızı bile. Kadına karşı şiddete
dikkat çekmek için gözü yüzü bedeni kırmızıya mora boyalı plastik makyajlı ünlülere benzemiyordu bu defa
kurban. Bedenini sarmalayan koyu kırmızı sıvı, boya değil, kandı. Düpedüz kan. Yanı başında ağlayan yakaran da
henüz 10 yaşındaki kızı. Bu bir oyun değildi. Film değildi. Gerçekti sadece. Tokat gibi yüzlere çarpan bu
dayanılmaz gerçekliğin içinde annesine nazikçe “lütfen ölme anne” diyebilen bir kız çocuğunun var oluşu
yürekleri dağladı.. Eski eşini öldürdükten sonra “hayvan kestim” diyen bir katilin masum kızı nazikçe “lütfen
ölme anne ” diye yalvarıyordu gözü yaşlar içinde. Babası da olsa bir caniye karşı elinden bir şey gelemeyen
küçük kızın ölüme karşı savaşmaya gücü nasıl yetebilirdi? Kolay mıydı kabullenmek ölümü? Hele ki bu ölüm
gözünün önünde gerçekleşen bir cinayet ise.
Cemal Süreya’nın şiiri düştü yeniden aklıma. “Sizin hiç babanız öldü mü? diye sormuş duygularını duygusal ve
akıcı bir dille, dökmüştü şiirine. Ben de ondan esinlenerek babanın yerini anneye verip ,soruyorum size:“ Peki
sizin hiç anneniz öldü mü? Acısı dağlıyor mu yüreğinizi? Anımsıyor musunuz birlikte geçirdiğiniz günleri?
Unutmadınız değil mi yüzünü gözünü saçlarını ellerini? Kokusunu, hele sesini… Keşke şimdi yanımda olsaydı,
dertleşseydik, kucaklasaydı beni, dizlerine yatırıp uyutsaydı, öpseydim yumuşacık yanaklarını dediğiniz hiç oldu
mu?
Zora düştüğünüz anlarda eğer hayatta olsaydı, kesin derdime bulurdu bir çare diye hiç düşünmediniz mi?
Yeniden elinizi tutmasını dilemediniz mi? Hep çocuk kalmayı düşlemediniz mi? Sizi bilmem ama ben pek çok kez
bunları dedim, diledim ve düşledim. Hem de annemi kaybettiğimde 40’inda olduğum halde. Annem hastaydı ve
son nefesini verirken yanı başındaydım. Çektiği acılardan kurtulmuş olması tek tesellimdi. Ama gözümün
önünden hiç gitmedi o muhteşem kadının tükenmiş son hali. Kolay mı bir evladın unutması annesinin son
nefesini verişini?

Korkunç cinayetin tanığı küçük kızı düşünün ve duygularını içselleştirmek için koyun kendinizi bir an için onun
yerine. Ve çaresizce seyretmek zorunda kaldığı anı siz de yaşamaya çalışın. Babanız cani, kurbanı da anneniz
olsun. Bu cinayetin tanığı küçük çocuk da siz olun. O anda kız ya da erkek çocuk olmanız neyi değiştirir? Acı ayni
acı ,isyan aynı isyan değil mi?
Peki sizler, bugüne kadar sokakta, etkinliklerde, toplantılarda, mümkün olabilecek her yerde şiddete ve cinsiyet
ayrımcılığına karşı savaşımı büyük bir cesaretle sürdüren kadınlara ve bu amaçla kurulmuş kadın kuruluşlarına
meclislerine, örgütlerine destek verdiniz mi ? Şiddeti protesto etmek için sokaklarda elinde pankartlarıyla
“Kadına Karşı Şiddete Hayır” diye haykıran kadınların yanlarından geçerken onları görmezlikten gelip janjanlı
vitrinli mağazalara dalmadınız mı? Ya da takipçilerinizi eğlendirmek için çektiğiniz videoları alaycı üst alt
yazılarınızla paylaşmadınız mı? Onlar sizin için sadece erkek düşmanı feministlerdi değil mi? Erkekseniz
yanlarından alaycı bir yüz ifadesiyle, kadınsanız umarsız bakışlar fırlatarak geçmediniz mi ?
Ah ! Keşke bilseydiniz o kadınlar canları pahasına, sövülmek, dövülmek hatta içeri atılmak pahasına sizin için,
anneniz için, kız kardeşiniz için, karınız için sevgiliniz için sokaklarda bağırıyorlardı var güçleriyle. Aslında, o
kadınları küçümserken bazılarınızın dizleri titriyordu korkudan. Çünkü onlar despotik eril egemenliğinizi
sorguluyor, karşı geliyorlardı. Peki ya siz kadınlar? Sahip çıktınız mı erkek şiddeti kurbanı kız kardeşlerinize?
Yoksa olmayan rahatınızı bozmamayı mı tercih ettiniz. Ne de olsa size karşı uygulanan şiddet henüz hayatınıza
kast etmemişti. Bu nedenle boyun eğmeyi yeğlediniz uğradığınız onca hakarete rağmen. Yüreğinizdeki
morlukları ucuz pahalı kapatıcılarla kapatmayı becerdiniz ama sizin yaşadıklarınıza isyan eden kadınlarla
dayanışma içinde olmayı beceremediniz nedense . Hep korktunuz ve kaçtınız. Özünüzden benliğinizden
uzaklaştınız.
Emine Bulut gibi katledilen binlerce kadınımız da ölmek istemedikleri halde seslerini duyuramadan göçüp
gittiler, şiddet bulutlarıyla çevrili dünyamızdan.
2018 yılında yapılan bir üniversite araştırmasında kadınların % 61’ i toplumsal şiddeti en büyük sorun olarak
gördüklerini ifade ettiler. Acaba toplumumuzda erkeklerimizin büyük bir kısmı gerçekten mutsuz ve baskı
altındaki annelerin sağlıklı bireyler yetiştirebileceğine ya da böyle kadınların onları mutlu edebileceklerine
inanıyorlar mı? Mutluluk, sevgi, saygı gibi kavramlar karşılıklı olduğu sürece değer kazanır. Karşılıklı değil ise
kalabalıklar içinde dahi yalnız bıraktırır. Bu yüzden hiç olmazsa kendi mutluluğunuz için çevrenizdeki kadınlara
değer verin saygı gösterin, beyler. Onlar için yapamadığınızı, en azından kendiniz için yapın.
Türkiye’yi yasa boğan bu elim cinayet 6284’in kadınlar açısından taşıdığı önemi bir kez daha göstermiştir. Bu
yasa kadınlara maddi yardımdan kimlik değiştirmeye, şiddet uygulayanlara uzaklaştırma cezasına kadar birçok
yaptırımı içerir. Yeter ki etkin bir biçimde uygulansın. Eğer uygulanırsa ne çocuklar annesiz kalır ne de onca
şiddet mağduru kadın can verir. Her ne kadar uzaklaştırma kararına rağmen cinayetler işleniyorsa da bu karar
yürürlüğe girmediği takdirde ölüm oranı daha da yükselecektir. Tartışmak yerine kadınların gerçekten can
simidine dönüşen bu yasayı uygulatmak için daha fazla uğraş vermemiz gerekir.
Özgecan Aslan’ın ölümünden beri kaybettiğimiz kadınlarımızın sayısı 1400’den fazla. Ayşe Paşalı, Ferdane Çöl
Dilber Keskin, Güldünya, Ayşe Acar, Gönül Dilekçi gibi binlerce kadın aramızda değil artık. Kimisi çocuğunun ,
kimisi yakın akrabalarının gözü önünde kimisi de yalnızken vahşice öldürüldü…Eğer bu kadınların son nefeslerini
verdikleri an videoya çekilip paylaşılsaydı bu cinayetlere kim bilir kaç kez daha isyan edecek ve üzülecektiniz ?
Peki ya sonra ?
Bu görüntüler, sildiğiniz paylaşımlar gibi silinecek miydi hafızanızdan ?
Ya da benzer görüntülerin yaşanmaması için; şiddete karşı yürütülen mücadeleye destek mi verecektiniz?

Şimdi herkesin kendiyle yüzleşme zamanı… Hesap sorma zamanı.
Unutmayın ! En vahşi kadın cinayetlerinden birine, sadece bir çocuk değil artık HEPİMİZ TANIĞIZ!!!!
 

Yazıyı Sosyal Medya'da Paylaş!

0 Yorum

Köşe Yazısına Yorum Yazın