Sıkışan ve Daralan Siyaset...

Son senelerde kutuplaşan ve kişiselleşen siyaset demokrasi inancını da yitirmiş durumda.

Yalnız siyaset mi? Odalar, dernekler yani STK lar da aynı durumda. Bir şekilde koltuğu kapan, bir daha gitmemek üzere tüm antidemokratik usulleri kullanarak demokratik yoldan koltuğu devretmeye yanaşmıyor.

Bu nedenle siyaset daralıyor, STK lara olan ilgi kayboluyor. Neticede ‘Halka hizmet. Hak’a hizmet’ esprisi yerine; kişisel itibar ve ince hesap sahiplerinin faaliyet alanına dönüşüyor. Bu olumsuzluklar neticesinde partiler cazibesini kaybederek ehliyetsiz kişilerin kısır çekişmesine dönüşüyor. Bu kısır çekişme hem partiler arası hem de kendi partileri içinde ön alma mücadelesi partilerin varoluş nedenlerini ortadan kaldırıyor.

iSiyasi partilerde ve STK larda ideal başkanın vasıfları öncelikle; bilge ve irfan sahibi insanlar ile yakın ilişki içinde olmalı ve onlarla devamlı istişare etmelidir. Kibirden uzak, adil olmalı, kızdığı zaman öfkesine hakim olmalı, intikam hırsından uzak durmalıdır. Çevresine karşı şefkatli ve merhametli olmalıdır.İnsanları ötekileştirmeden uzak, eleştirenlere karşı sert ve şiddetli değil yumuşak ve anlayışlı olmalı. Halkın ihtiyaçlarını gidermeli en fakiri de dahil kimseyi hakir görmemelidir. (M..Akif Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi)

Liyakatlı bir başkan adalet, huzur, güven ve istikrarı sağladıktan sonra halkın refahı için görev alanında gereken yapılandırma, kalkınma faaliyetleri ile beraber iş ve aş ihtiyaçlarını gidermelidir. Bu yoğun hizmetler arasında liyakata ve dürüstlüğe önem verildiğinde toplumun siyasetçiye ve partilere karşı inancı artacak ve demokratik yapı güçlenecektir.

M.Kemal Atatürk den:

“Yemin kutsal bir sözleşme demektir. Namus sahibi olan bir kimse, verdiği sözden dönmez”.

1919 (Atatürk’ün S.D. III, s. 7-8)

“Asla unutmamalısınız: Bizim en büyük kuvvetimizi, bugün de yarın da dürüst, açık bir siyaset ve sözlerimize bağlılık,oluşturacaktır. (Hatıralar, 1955, s. 18)

“Gerçekten memlekete hizmet etmek isteyenlerin kalbi açık olmalıdır; açık söylemelidirler. Millet ile, milleti yönetenler çok açık görüşmelidirler. Olan şeyler ve yapılacak şeyler olduğu gibi ifade olunmalıdır. Yoksa, safsatalar ile milleti aldatmak, onu birbirine düşürmek demektir. İlkemiz, daima millete karşı gerçekleri ifade olmalıdır. Milleti aydınlatma, bu demektir. Millete gerçeği açıklayanlar, kendilerinin de aldanmadığına emin olmalıdır.” 1923 (Gazi ve İnkılâp, Milliyet gazetesi, 8.12.1929)

“Birbirimizi uyarmada ve halkı aydınlatmakta yalnız fayda vardır. Bundan asla zarar gelmez, fakat tersinden çok zarar görüleceği deneyimlerle kanıtlanmıştır. 1931 (Atatürk’ün S.D.I, s.354)

Yazıyı Sosyal Medya'da Paylaş!

0 Yorum

Köşe Yazısına Yorum Yazın