Rauf Orbay'dan Kurtuluşun Hazırlıkları...;

Ali Fuat Paşa Konya Ereğli’sindeki kolordusunun başına dönerken, Anadolu’da yer yer hüküm süren anarşiye rağmen kuvvetlerini ne yapıp yaparak Ankara’ya nakledeceğini tekrar ile, M. Kemal Paşa’ya da beni de birlikte çalışmak üzere Ankara’ya davet etmişti.

Bu esnada Kazım Karabekir Paşa da Kolordu Komutanı olarak bulunduğu Tekirdağ’dan İstanbul’a gelmişti. Meşrutiyetten evvel müşterek arkadaşımız, daha sonra Paşa olan Selahaddin Adil Bey tanıştırmıştı. Her ikisi de gayet açık kalpli dürüst ahlaklı ve son derece vatansever ve arkadaşları arasında sözleri inanılır insanlar olarak tanınmışlardı.

Tekirdağ’ına dönmek istemiyordu. Şarka gitmek ve orada çalışmak istiyor ve bu maksatla Şevket Turgut Paşa’ya müracaat ederek Erzurum’daki Kolordu Komutanlığına tayinini temin ettiğini söylüyor ve artık memleketin bugün içine düştüğü durumda İstanbul’da hiçbir şey yapılamayacağından, hepimizin buradan ayrılarak Anadolu’ya, tercihan Şarka gelmemizi tavsiye ediyordu.

Kendisi ile gene aynı evde ikinci görüşüşümüzde bu tavsiye ve davetini ısrar ile tekrar eden Kazım Karabekir Paşa, ayrıca veda için ziyaretine gittiği M. Kemal Paşa’ya da durumu anlatarak aynı tavsiye ve daveti yaptığını söyleyip benim de bu fikri destekleyerek bir an evvel tahakkuk ettirme yolunda çalışmamı rica etti. Bu suretle Anadolu’ya bir de Kazım Karabekir Paşa tarafından davet edilmiş bulunuyorduk. S:169

Bu davet ikimiz içinde cazipti. İstanbul’un Sarayı, Babıali’si ve ne pahasına olursa olsun İktidar hırsıyla her şeyi göze almış görünen bir takım haris politikacılarıyla arz ettiği durum, bizler için buradan uzaklaşıp, Anadolu’nun bir köşesinde çalışmaya koyulmaktan, başka çare kalmadığını sarahaten gösteriyordu. Fakat yukarıda dediğim gibi, M. Kemal Paşa bazı MÜLAHAZALAR ile henüz kesin kararını vermiş değildi. S:170

M. Kemal Paşa Mayıs’ın 14. günü Sadrazam Ferit Paşa’nın davetlisi olarak akşam yemeğinde bulunduktan ertesi gün de Yıldız Saray’ında Sultan Vahdettin’e bir veda ziyareti yaptıktan sonra yol hazırlıklarını tamamladı.

Bu son karşılaşmada M. Kemal Paşa’ya göre Sultan Vahdettin’in son sözleri şunlar olmuştur:

- Paşa şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin, bunların hepsi tarihe geçmiştir. Bunları unutun. Asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden mühim olabilir. <<Paşa Devleti Kurtarabilirsin!>> Sultan Vahdettin, o gün M. Kemal Paşa ayrılırken kendisine üzerinde kendi inisiyalleri işlenmiş bir altın saat hediye etmişti. S:175

Ben de İstanbul’da ayrılarak Ege bölgesine geçtim. Ödemiş’te Demirci Mehmet Efe ile görüştük. Talanlarla vurgunlarla o ana kadar devletin kanun ve nizamlarını hiçe sayan, başlarına buyruk yaşamaya alışmış olan bu tepeden tırnağa silahlı efeler de peşlerindeki kızanlarla, şimdi birer kuzu safiyetiyle “ Emredin, anamız bizi bu gün için doğurdu… Emrinizdeyiz.” Diye kumandasına girecek baş arıyorlardı. S:180

Kongre yapılması konusunda Kazım Karabekir Paşa verdiği cevapta; esasta mutabık olduğunu belirtmekle beraber, kongrenin Sivas’tan evvel Erzurum’da toplanmasının muvafık olacağını bildiriyordu. Kazım Karabekir Paşa daha evvel İstanbul’da bulunduğu sırada Gerek M. Kemal Paşa, gerekse benimle olan temaslarında memleketin tek kurtuluş çaresinin fiili mukavemet olduğu kanaatiyle Doğu’daki Kuvvetlerin Kumandanlığını üzerine aldığını ve Erzurum’a gider gitmez, ilk işinin bu mukavemet zeminin hazırlanmak olacağını söylemişti. Şimdi verdiği cevapta da, Paşa’nın tasarladığı işlerin işleri tahakkuk ettirme safhasına girerek Erzurum’da bir müddet önce kurulmuş “Müdafaa-i Hukuk-u Milliye” ve “Reddi İlhak” gibi milli teşekküllerin de yardımı ile Doğu Vilayetleri murahhaslarından mürekkep bir kongre toplamak üzere hazırlıkta bulunduğu anlaşılıyordu. S:185

M. Kemal Paşa; Yalnız Doğu İlleri murahhaslarıyla toplanacak bir kongrenin bütün yurdu temsil edemeyeceği noktasında biraz tereddüde düşmekle beraber bunun, milli harekete bir başlangıç şeklinde faydasız olamayacağını kabul ederek, Erzurum’dan sonra asıl kongrenin Sivas’ta toplanması şartıyla, K.Karabekir Paşa’nın fikrini tasvip etti.

K. Karabekir Paşa, askerce ve dostça verdiği teminata azami derecede sadakatle tedbirler alıp, M. Kemal Paşa ve benim tam bir kalp huzuru ile çalışmamız imkanlarını sağlamakta devam ederek, bu konuda ne kadar azimli olduğunu gösteriyordu.

Nitekim Doğu illeri murahhasları Erzurum”a gelmeye başladıkları zaman, M. Kemal Paşa ile beni Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Erzurum merkezinde aza olarak kabul ettirip, Kongreye katılacak murahhaslar arasına seçtiren de yine K. Karabekir Paşa idi. Bunun üzerine İstanbul Hükümet’i telaşa düşüp de Harbiye Nazırı Şevket Turgut Paşa vasıtasıyla K.Karabekir Paşa’dan kati bir ifade ile; “M. Kemal Paşa ile benim faaliyetten men edilmemizi” istediği zaman, K. Karabekir Paşa’nın buna verdiği cevapta; “Hukuki tetkikler neticesinde Kanun-u Esasi’ye ye aykırı bir harekette bulunmadıkları anlaşıldığında men edilecek bir cihet görülmediği.” Merkezinde olmuştu.

İstanbul Hükümeti’nin yine hareketimize mani olması için Erzurum’a kadar göndermiş olduğu, aslen doğulu ve burada nüfus sahibi olduğu söylenen eski mutasarrıflardan Ziya Bey ismindeki birini de, maksat ve hareketini keşfeder keşfetmez, zararsız bir hale getiren de yine K. Karabekir Paşa idi.

Harbiye nezaretinden gelen telgrafta; M. Kemal Paşa’nın “İstikbalinden emin bir vaziyette İstanbul’a dönmesini” veya ecnebilerden uzak kalmak istiyorsa, Anadolu’da münasip göreceği bir yere çekilip istirahat etmesini, Padişah’ın da arzusu olarak rica ve istirham ede ede bitiremiyor. M. Kemal Paşa’da aynı suretle güzel ve samimi ifadelerle mukabele ile, Padişah’a olan sadakatimden şüphe edilmemesini beyanla, yanlış bilgilere dayanıldığını ileri sürüyordu.

İl günkü muhabere, bu şekilde devam edip bir netice vermeyince; ertesi gün yine aynı telgraf makineleri başında, fakat bu sefer ifade tonu değişerek, başlayan muhaberede karşı taraf “Vatan Millet menfaatlerini” ileri süre süre biraz tehdit edici cümlelerle yine İstanbul’a hemen dönme meselesini meselesini tazeleyip, dönmemekte ısrar edildiği takdirde, neler yapacakları bilinmeyen İtilaf devletleri mümessillerinin sabırsızlıkla cevap beklediklerini tekrar ile, M. Kemal Paşa’yı memleketi zarara sokacak bir hareketten çekindirip, hemen İstanbul’a çekme yolunu aradılar. M. Kemal Paşa’da bu sefer oyalayıcı tabirlerle bu oyuna gelip, kendi ayağı ile düşmanların tuzağına düşmek niyetinde olmadığını belirtince, iki gün sonra, yani 8 Temmuz 1919 akşamı tekrar makine başında buluşmak üzere muhabereye fasıla verildi.

Temmuz 8. inci günü akşamı, Saray telgrafhanesinin makinesi başında Mabeyn Baş Katibi Fuat Bey vardı. Daha evvelki muhaberelerin gidişi neticede M. Kemal Paşa’nın askerlikten tart edilmesi ihtimalini kuvvetlendirdiğinden, böyle bir neticenin ne olursa olsun umumi efkar üzerinde yapacağı fena tesiri önlemek için Kazım Karabekir Paşa, Saraya ve Hükümete tekaddümle hemen askerlikten istifa etmesinin münasip olacağını söylemiş, ben de bu fikre iştirak etmiştim. M. Kemal Paşa ise, böyle buhranlı zamanlarda devlet makam ve rütbesinin halk üzerinde çok tesirli olduğunu ileri sürerek, karar vermekte tereddüt etmiş ve ediyordu. Fakat, muhabereye başlayan Mabeyn Baş Katibi Fuat Bey’in konuşması, tahmin ettiğimiz şekilde bir neticeye doğru gider gibi olunca, M. Kemal Paşa, derhal tereddütten sıyrılarak, hemen yazıverdiği birkaç satırla, askerlikten istifa ettiğini bildirdi. Onun bunu yazdırmasından hemen sonra Başkatip Fuat Bey de, Zat-ı Şahanenin kendisini askerlik mesleğinden tart ettiğini tebliğ eyledi. Böylece muhabere kendiliğinden kesiliverdi. S:191

M. Kemal Paşa’nın tüm ümitlerinin tükendiği anda, Kazım Karabekir Paşa ziyarete geldi.

M. Kemal, “Buyursunlar” dedi.

Ben Kazım Karabekir Paşa’nın, ne pahasına olursa olsun, küçücük bir zaaf göstererek, İstanbul Hükümetine uyup vefasızlık edebilecek herhangi bir harekette bulunmayacağından, İmanım kadar emindim. Fakat o anda, onun bütün askerlik hayatımda mislini görmediğim gibi, kimseden de işitmediğim bir fedakarlık ve ulüvvücenaplıkla, gelecek nesillere “Vatanın gerçekten nasıl sevildiğini” gözlerde belagatle canlandıran bir tarihi sahne yaratacağını, itiraf ederim ki, hiç tahmin edememiştim.

Kazım Karabekir Paşa saygılı bir tavırla odaya girerek, belli bir mesafede, M. Kemal Paşa’nın karşısında topuklarını birbirine vurarak selam durdu: “- Kumandamda bulunan zabitan ve efradın hürmet ve tazimlerini arz etmeye geldim. Siz, bundan evvel olduğu gibi, bundan böyle de bizim muhterem kumandanımızsınız. Kolordu Kumandanına mahsus araba ile maiyetinize bir süvari takımı getirdim. Hepimiz emrinizdeyim Paşam.

” Her şey bir anda değişti. Loş odayı kaplayan bir lahzalık sessizlik içinde, birden bire aydınlık, ferah geniş ufuklar açıldı. M. Kemal Paşa’nın gözlerinin böylesine sevinçle ışıldadığını bir de Çanakkale’de Anafartaları kazandığı gün görmüştüm. Şimdi bu ikinci ışıldayış, vatanın kurtarılması ümidinin ilk müjdesinden başka ne olabilirdi?

M. Kemal, en sevinçli rüyadan uyanır gibi yerinden kalktı. Olanca samimiyetiyle kollarını açarak K. Karabekir Paşa’yı kucaklayıp, boynuna sarıldı. Yanaklarından tekrar tekrar öperek, teşekkürler etti. S:195

Yazıyı Sosyal Medya'da Paylaş!

0 Yorum

Köşe Yazısına Yorum Yazın