O Gece...

16 Ağustos çok sakin bir gündü.

Sahiller, çay bahçeleri, denizkenarında ki kafeler hınca hınç doluydu.

Her kes çok mutluydu.

Hava kararmaya başladığında balıkçı restorantları dolmaya başlamıştı.

Hava karardıkça gökyüzü tanınmaz bir renk alıyordu.

Saatler 02.00 yi gösterdiğinde sokakta hemen hemen kimseler kalmamıştı.

Birden hayvanlarda bir huzursuzluk başladı.

Sokak köpeklerikesintisiz uluyor, ordan oraya koşuşturup duruyorlardı.

Annem anlatıyor;

"Muhabbet kuşumuz kafesinde kendisini parçalıyordu. Kalktım kafesinin kapağını açtım. Dışarı çıkmadı. Kendisini kafesin içinde ordan oaraya çarpıyordu. Balkona çıktım. Gökyüzü hiç görmediğim bir renk almıştı. Biraz dua okudum yattım. Bir gürültü ve sarsıntıyla uyandığımızda ev sallanıyordu. Yer döşemeleri havaya kalkıp kalkıp iniyordu. Koşarak aşağı indik. Komşular hep dışardaydı. Evler yıkılıyrodu.

Samsun'dan Yalova'ya 5 saatte gelmiştim.

Yolda bazı üst geçitler ve yollar çökmüştü.

Yalova Çiftlikköy'de ki evimize gittim. Köşedeki Bahar Caminin minaresi yan yatmıştı. Bizim ev ile birlikte ayakta kalan bir kaç tane ev vardı. Vatandaşlar oradan oraya koşuşturuyordu. Millet can derdine düşmüştü.

Bizimkiler evde değildi. Hemen Yalova'ya gittim. Uzun bir aramadan sonra İDO İskelesinin karşısında ki bir bahçede buldum onları.

Kamyonlarla yardımlar geliyor,  kurtarma ekipleri akın ediyordu.

Bayındırlık Bakanı Koray Aydın Yaşar Okuyan ile birlikte gelmişti. İncelemelerde bulunuyorlar vatandaşların sorununu dinliyorlardı.

Şimdilerde yandaş olan bir TV Kanalının kameramanı ve muhabiri  o zamanda tezgah peşindeydi. Nereden bulduklarını bilmediğim bir torba kireci çöplere dökerek "Devletin yapmadığını biz yapıyoruz, Yalova'da salgın hastalığa tedbir olarak çöplere kireç döküyoruz" diye naklen yayın yapıyorlardı. Beynim dönmüştü. Müdahale ettim. Allahtan Koray Aydın oralardaydı ve olayın karakolda bitmesini engelledi.

Annem patates salatası yapıyordu. Halalm köfte kızartıyordu. Gelin görümce patates salatasına domates doğranıp doğranmayacağı konusunda tartışmaya başlamışlardı.

Yalova'da dolaşmaya başladım. Köprübaşında bir enkazın yanında orta yaşlı bir adam "Ne olur kurtarın karım enkazın altında. Ölmeden çıkartın" diye bağırıyordu. 

Hemen yanına gittim. Kadınacağız "Ne olur kurtarın beni" diye bağırıyordu. Enkazın altına girebileceğim bir delik buldum. Sürünerek sesin geldiği yere kadar geldim. Kadıncağızın baldırına bir demir saplanmıştı. Yaklaşık 45 dakika uğraşarak demiri çıkarttım. Bir yandan kadının can acısı çığlıkları, bir yandan kocasının dışardan bağırmaları zaman zaman dikkatimidağıtıyordu. Enkazın altına gireli neredeyse bir saat olmuştu. Sonunda baldırı şiddetle kanayan kadıncağızı enkazın dışına çıkartabilmiştim.

O anki acılar içinde ki sevinci yaşamak bir başka duyguydu.

Uzun süre kaldım Yalova'da.

AKUT ile birlikte çok sayıda enkazın altına girip kurtarma çalışmalarına yardım ettim.

Her enkazın altından cesetler çıkıyordu. Çıkartılan cesetleri ceset torbasına koyup stadyuma gönderiyorduk. Ceset torbası bulamadığımız yerde enkaz altından çıkattığımız battaniye ve çarşafları kullanıyorduk.

En çok üzüldüğüm olaylardan biri konakladığımız bahçede ki gelin kaynananın her dağıtılan yardımdan alıp evlerinde stok etmeleri ve stok ettikleri yardım malzemelerini oğlunun kamyonetine yüklerken yakalanmalrı olmuştu. Kaının ve gelininin tülbentle sardıkları kollarından ise elliye yakın bilezik çıkmıştı.

Diğeri ise enkaz kaldırma çalışmalarına yardım ediyormuş gibi görünen 20 yaşlarında bir gencin enkaz altından bilezik olan kolu dışarı çıkmış olan kadının bileğini kesmeye çalışmasıydı.

Hırsız her yerde hırsızdı.

Rahmetli Babamlabir şeyler almak için eve gittiğimizde artçı deprem olmuş, annemin anlattığı gibi taban döşemeleri kalkıp kalkıp inmişti. Dipten gelen korkunç ses babamın bayılmasına neden olmuştu. Babamı sırtladığım gibi aşağı indirmiştim.

İşte 17 Ağustosu biz böyle yaşadık.

Allah tekrarını göstermesin.

Yaşamını yitirenlerimekanı cennet olsun.

Yazıyı Sosyal Medya'da Paylaş!

0 Yorum

Köşe Yazısına Yorum Yazın