Demokrasi ve Tiranlık...

 Demokrasi Antik Yunan’ da halk anlamında kullanılan “demos” ve güç ve iktidar anlamına gelen “kratos” kelimelerinden türemiştir. Bu iki kelimenin birleşiminden de halkın yönetimi anlamına gelen demokrasi kelimesi türemiştir.

Demagogluk, ya da daha Türkçe tabiriyle halk avcılığı, demokrasiler içerisindeki bazı liderlerin; halk arasındaki ön yargıları ve cehaleti kötüye kullanarak popülerlik ve liderlik kazanmasına verilen isimdir. Demagoglar, kitlelerin tutkularını coşturarak ve duygusal taraflarına hitap ederek onların mantıklama ve mantıklı bir biçimde kararlar alma yetisini körelten kişilerdir.

“Ben yaparım.”, “Ben tek çözümüm.”, “Benim yolum tek doğru yoldur.” gibi ben-merkezci görüşler, halk nezdindeki değerini arttırmak için kullandıkları yaklaşımlar arasında yer almaktadır. Tarihten günümüze seçimle başa gelen demagoji ustalarının hepsi, demokrasileri öyle ya da böyle, bir çeşit diktatörlüğe dönüştürmüştür. Halkı yönetenler halkın taleplerini karşılayamaz duruma gelince, halk onları suçlar ve eleştirmeye başlar bu noktadan sonra toplumda kargaşa çıkınca demokrasiden de tiranlık doğar. Böyle bir yönetim altında yaşayan halkın mutlu olma şansı yoktur.

Tiranlık ya da zorba yönetimde aklına geleni yapan, Lider ve etrafındaki az sayıda insanlardır. Bu ekibin dışında kalan tüm yurttaşlar, boyunduruk altında yoksulluk içinde kıvranan fertlerdir ve Görevler verilirken liyakat ve yeteneğe bakılmaz; Oysa bizim kültürümüzde Peygamberimiz, Herhangi bir işe görevli tayin edeceğinde, uzmanlık ve yeterliliği diğer tüm kriterlerden önde tutardı. Layık olan kişileri; yaşlarına, ailelerinin soyuna bakmaksızın göreve getirirdi. “Emaneti ehline teslim etmek” ve “insanlar arasında adaletle hükmetmek”le emrolunan Peygamber’in, bunun aksine bir tasarrufta bulunması elbette düşünülemezdi.

“Demokrasiyi, demokratik bir devletin siyasal beceriksizlikleri yüzünden suçlamak hata olur. Suçlanması gereken oy veren halktır., yani demokrasi oyunu oynayan vatandaşlardır. Demokratik kurumlar kendi kendilerini iyileştiremedikleri hallerde; onları düzeltme sorunu her zaman, kurumlardan çok, kişilerin sorunu olmalıdır,”

Demokrasinin vazgeçilmez unsurları olan partilerin kendileri ne kadar demokrat? Partiler aday belirlerken demokrasi kriterlerine uyuyor mu? Oysa adayların belirlenmesi sürecinin "demokratik" olması gerçekten önemlidir. Bu noktada da bence yalnız parti içi demokrasinin işlemesi, yani adayların ön seçim ya da üye yoklaması biçimiyle yapılması gerekir. Ancak "Dünyanın hiç bir yerinde adayların parti üyeleri değil 'seçmen' tarafından belirlenmesi gibi bir 'yöntem' uygulanmamıştır" denilebilir.

Adayların belirlenmesinde parti merkezlerinin yanında bazı ekonomik sosyal beklentileri olanların da etkisi dikkate alındığında dünya düzenindeki seçimlerde TRUMP gibi ABD toplumuna yakışmayan psikolojik sorunlu tiplerin seçilmesi normal hale geliyor..

Yazıyı Sosyal Medya'da Paylaş!

0 Yorum

Köşe Yazısına Yorum Yazın